SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI İDDİALARI

ve

TARİHİ GERÇEKLER

 

Doç. Dr. Sait AŞGIN*

           

 

            I. TARİHTE TÜRK-ERMENİ İLİŞKİLERİ

 

A. SELÇUKLU DÖNEMİ

 

a. Fetihten Önce

 

            Türklerin Anadolu’yu resmen yurt edinip Selçuklu Devletini kurmalarından önce Anadolu’nun doğusunda bulunan Bizans İmparatorluğuna tabi iki Ermeni Prensliği, gene Bizans tarafından sona erdirilmişti. Bunlar Vaspuragan ve Ani Prenslikleridir.

 

            Vaspuragan Prensliği Van Gölünün doğusunda bulunuyordu. Buranın prensi Senekharim, 1021 yılında Van’ı Bizans’a terk ederek tebaasının önemli bir bölümü ile birlikte kendilerine tahsis edilen Sivas bölgesine gitmişlerdi. Van’ı işgal eden Bizans da, bu civardaki Ermenileri Orta Anadolu ve Urfa taraflarına göç ettirdi.[1]

 

            Ani Prensi ise, Bizans-Gürcü savaşında Gürcü kralını tuttuğu için kendisinden intikam alınmasından korkup, Prensliğinin kendi ölümünden sonra Bizans’a kalmasını vasiyet etti. Onun ölümünden sonra yeğenleri buna karşı çıktılarsa da Bizans tarafından bir hile ile imparatorluk merkezine götürülmeleri sağlandı ve 1045 yılında bu prensliğe son verildi.

 

            Görüldüğü üzere bölgenin Türkler tarafından resmen fethedilmesinden önce Ermeni Prensliklerine Bizans İmparatorluğunca son verilmiş ve buradaki Ermeniler de özelikle Orta Anadolu’ya tehcir edilmişti.[2]  Bizans’ın toprak aristokratları elinde ezilen ve inançları hatta milliyetleri üzerinde baskı uygulanan Ermeniler, bu konularda büyük hoşgörüye sahip olan Türklere adeta kucak açmışlar, hatta Anadolu’nun fethinde Türklere yardım etmişlerdir.

 

b. Fetihten Sonra

 

Selçuklular, Anadolu’da devlet düzenini kurduklarında bir “yeniden imar” faaliyetine girişmişlerdir. Bu ortamda kent ve köylerinden kaçıp sarp yerlere çekilmiş bulunan halklar, eski yerlerine dönüp Türklerle bir arada yaşamaya başlamışlar, etnik ve dinsel inançlarını da korumuşlardır.

 

Bu dönemde yalnızca Ermenilerin değil diğer azınlıkların da yeni egemen güçten yani Türklerden övgü ile söz ettiklerini görüyoruz. Hatta Anadolu’da fetih hareketlerini sürdüren Sultan Melikşah’la ilgili olarak, Ermeni, Gürcü, Süryani yazarlar “insanların en seçilmişi, en zarifi, kusursuz ve günahsız, merhametli, müşfik, alicenap, tebaasının babası, herkese bilhassa Hıristiyanlar karşı çok müsamahakâr ve himayekâr” anlamlarında övücü sözlerle tanımlamalar yapmışlardır.[3]

 

Gene Ermeni tarihçi Matthieu, Sultan Melikşah’la ilgili olarak “geçtiği ülkelerin halkına bir baba gibi davrandığını, Hıristiyanlar için kalbinin sevgi ile dolu olduğunu, bu nedenle birçok şehir ve bölge halkının kendiliğinden onun idaresine geçtiğini, 1090 yılında Ermeni Patriği Basil’in isteği üzerine verdiği bir fermanla kiliseleri, manastırları ve papazları vergiden muaf tuttuğunu” yazmaktadır.[4]

 

            Selçukluların güçlü olduğu dönemlerde onların egemenliğini tanıyan Ermeniler, Türklerle kaynaşarak barış içerisinde yaşamışlardır. Hatta, Elbistan Ermenilerinin I. Kılıç Arslan döneminde Haçlıların değil, Selçukluların tebaası olmayı yeğledikleri[5], Sultan’ın ölümünde de matem tuttukları bilinmektedir.[6]

 

Ancak Selçukluların zayıf oldukları dönemlerde ve Haçlı Seferlerinde Ermenilerin ortamdan yararlanmaya yönelik girişimlerine şahit olunmaktadır. I. Kılıçarslan’ın ölümünden sonra Haçlıların yardımı ile Selçuklu sınırlarına tecavüz etmeleri[7], Merkezi Kozan (Sis) olan Ermeni Prensliğinin başındaki II. Toros’un Haçlılarla işbirliği yapması ve saldırısı[8], III. Haçlı Seferinde Kilikya’dan geçen Haçlılara kılavuzluk etmeleri birkaç örnektir. Gene II. Haçlı Seferinde Ermeni Prenslerinden II. Leon mezhebini değiştirerek Papa II. Celestin ve Alman İmparatoru IV. Hanri tarafından kral ilan edildi. Selçuklu topraklarına tecavüz, köylere baskın ve yağma gibi hareketlere girişen Ermeniler üzerine sık sık Selçuklu kuvvetleri sevk edilmiş ve hemen her defasında bağlılıklarını bildirip barış isteğinde bulunmuşlar[9] barışın sağlanmasıyla da Ermeniler, eski yerlerinde oturmaya devam etmişlerdir.

 

            Moğol istilası sırasında da Ermenilerin, Selçuklu Türkleri aleyhinde faaliyetleri vardır. Selçuklulara bağlı Çukurova Ermeni Krallığı, Selçukluların 1243’te yenilgiye uğradığı savaşta yükümlü olduğu yardımı göndermediği gibi, kendilerine sığınan Sultanın kız kardeşini ve annesini Moğollara teslim ettiler. Bunun üzerine Selçuklular, Çukurova’ya bir sefer düzenleyeceklerdir.[10] Moğollara bağlılığı kabul eden Çukurova Ermeni Krallığının başındaki I.Hetum, dilenci kılığına girerek, Hülagu’nun ağabeyi Mengü Han’a yaklaşmış ve ona bağlılıklarını bildirerek yaranmaya çalışmıştır.[11] Ermeniler, İlhanlıları Memluklara karşı kışkırtıcı ve destekleyici bir tavır sergiledikleri bilinmektedir.[12]

 

            Selçuklu Devletinin yıkılış sürecinde Anadolu’da ortaya çıkan Türk Beyliklerinden özellikle Karaman Beğliği hem Moğollarla kıyasıya mücadele etmiş, hem de Ermenilere karşı Memlukların tarafında yer almıştır. Moğolların önünden kaçıp bölgeye yerleşen Türkmenler de gerek Memlukların Ermeniler üzerine düzenledikleri seferlere katılarak, gerekse Toroslar ve Sivas taraflarına yaylaya çıkışlarında sürekli Ermenilerle çatışmışlardır.[13]

 

            XIV. yüzyılda Çukurova ve Uzunyayla yöresi Ramazanlı Türkmenleri tarafından iskan edilmeye başlandı. Memlukların Halep Valisi de Adana ve Tarsus’u fethetmişti. Ermenilerin yardım isteklerine karşılık Papa onları Katolik olmaya ve Bizans ise Ortodoks olmaya çağırıyordu. Bir kısım Ermeniler bu çağrılara uydu, ancak bu kez de kendi aralarında anlaşmazlıklar ve mücadeleler başladı. Sonunda 1375’te Türkmen Beyi Ebu Bekir Bey, Çukurova’da Ermeni egemenliğini kesin olarak sona erdirdi. Bölge, Ramazanoğulları Beyliği döneminde tamamıyla Türkleşti. Burada yaşayan Ermeniler de Türk kültürünü benimsediler.[14]

 

           

 

B. OSMANLI İDARESİNDE ERMENİLER

 

            Osmanlı Devletinin Anadolu topraklarında genişlemesi ile beraber Çukurova bölgesini de ele geçirmeleri sonucu, bu bölgede yaşayan Ermeniler de bu devletin idaresine girdiler. Ermenilerin Osmanlı Devletinin idaresinde, ne Bizans ve hatta ne de Ermeni Prensliği dönemlerinde yaşamadıkları bir adalet ve hürriyete kavuştuklarına ilişkin tarihi işaretler vardır. Bu yöndeki kanıtlardan birisi de yöredeki şehir ve kasabaların Ermeni nüfusundaki doğal olmayan artıştır. Nitekim Arapgir, Çermik, Ergani, Harput, Urfa ve Siverek’teki Ermeni nüfusu 1518’de yaklaşık 5.500 iken 1523’te 9.000’i aşmış ve %66 artmıştır.[15] Bu durum, Osmanlı yönetiminin sağladığı adalet ve hürriyet ortamı nedeniyle Ermenilerin buralara göçmesinden kaynaklanmıştır.[16] Ancak, gene de bölgenin tartışmasız çoğunluğu Türk nüfustur.

 

            Osmanlı Devleti’nin güçlü olduğu dönemlerde, Ermenilerin bir sorun olarak karşımıza çıkmadıklarını görüyoruz. Osmanlı Devleti içerisinde, diğer azınlıklar gibi rahat bir ortam bulan Ermeniler, askerlikten de muaf tutularak ticaret ve sanatla uğraşmışlar, zengin bir sınıf oluşturmuşlardı. Ermeni-Türk ilişkileri karşılıklı güvene dayanmakta, Ermeniler genellikle Türkçe konuşmakta, kiliselerindeki ayinlerini Türkçe yapmakta ve Türklerle eşit haklara sahip bulunmalarından dolayı Batıda “Hıristiyan Türkler” olarak bilinmekte idiler.[17] Ancak, Devletin yıkılış sürecine girmesiyle birlikte, topraklarının hemen her bölgesinde çıkan huzursuzluklarla beraber, Ermeni konusu da ciddi boyutlar kazanmıştır.

 

 

 

 

            II. ERMENİ SORUNUNUN ORTAYA ÇIKARTILMASINDA AVRUPA DEVLETLERİNİN TURUMU: ŞARK MESELESİ

 

            Osmanlı Devletinde merkezi otoritenin sarsılmasıyla beraber, “Düvel-i Muazzama” da denilen büyük Avrupa devletleri, Osmanlı topraklarını paylaşmak için bir dizi faaliyette bulunmuşlardır. Tarihi süreç içerisine Osmanlı Hıristiyanları için önce imtiyaz, sonra da özerklik ve bağımsızlık isteme politikası izlenmiş; 1789 Fransız İhtilali ile yayılan milliyetçilik fikirleri, Osmanlının yıkılması için, Hıristiyan tebaaya telkin edilmiştir. Nitekim 1804’te ilk milliyetçi ayaklanma Sırplar tarafından başlatılmış; Rumların 1821 Mora ayaklanması da İngiltere, Fransa ve Rusya’nın müdahaleleri sonucu, 1829 Edirne Anlaşmasının bağıtladığı Yunan bağımsızlığı ile sonuçlanmıştır.

 

            Osmanlı Devletinin parçalanması Avrupa Devletlerinin izledikleri politika tarihte “Şark Meselesi” olarak bilinir.  Bu terimin ilk kez, 1815’te Avrupa haritasını yeni bir düzene sokmak için toplanan Viyana Kongresinde dile getirildiğini görüyoruz.[18] Bu kongrede Rus delegeler, Osmanlı Devleti’ndeki Hıristiyan unsurların durumunun yeniden gözden geçirilmesini istemişler ve buna da “Şark Meselesi” adını vermişlerdi.[19] Kongrede bu görüş reddedilmiş, ancak Şark Meselesi terimi Avrupalılar arasında benimsenmiş ve zamanla daha geniş anlamlar yüklenerek kullanılmıştır.[20]

 

Osmanlı Devleti’nin yıkılmasına kadar olan devrede “şark meselesi” terimi, görünüşte Avrupalılar tarafından Osmanlı Devleti içerisindeki Hıristiyan uyrukluların savunulması; esasta ise, Osmanlı topraklarının Avrupa’nın büyük devletleri arasında paylaşılması anlamındadır.[21] Haliyle Osmanlı Devleti, Avrupalıların bahanelerini ortadan kaldırabilmek için onların istekleri doğrultusunda pek çok ıslahatlar[22] ve bu arada da Kanun-i Esasi’yi kabul etmek dahil bir çok yeni düzenleme yapmış ise de Avrupalı büyük devletleri tatmin etmek mümkün olmamıştır.

 

Nitekim Avrupa Devletleri, 31 Mart 1877’de Londra’da imzaladıkları bir protokol ile, “Osmanlı Devleti’ndeki Hıristiyanların durumuyla, -Avrupa barışının selameti bakımından- uğraşmaya devam edeceklerini” bildirdiler.[23] Osmanlı Devleti, Londra  Protokolünü kendi içişlerine karışma kabul ederek reddetti. Bunun üzerine de 24 Nisan 1877’de Rusya savaş ilan etti.

 

Rusya’nın galibiyeti ile sonuçlanan savaş[24] sonrasında imzalanan anlaşma, Balkanlarda Sırbistan, Romanya ve Karadağ’ın bağımsızlığını; Bosna ve Hersek’in Hıristiyan bir valinin yönetiminde özerkliğini; doğuda ise, Batum, Kars, Ardahan ve Doğubeyazıt’ın Rusların olmasını, ayrıca, sözde Ermeni çoğunluğunun bulunduğu Doğu Anadolu’da ıslahat yapılmasını[25] ve buralardaki Hıristiyanların, Kürt ve Çerkezlere karşı korunmasını[26] öngörüyordu.

 

Ermenilerle ilgili hükümle Rusya, bir Ermeni Devleti’ne giden yolu açarak, Kars’tan İskenderun’a uzanan hatla Akdeniz’e çıkmayı planlıyordu. Bu planı uzun süredir yapan Ruslar, Ermenilerle de uzun zamandır ilgileniyorlardı.

 

Ancak, Rusya'nın genişlemesinden rahatsızlık duyan Avrupa devletlerinin araya girmesiyle bu anlaşma hükümleri tam anlamıyla yürürlüğe giremedi. İngiltere donanmasını harekete geçirdi. Osmanlı Devleti ile yaptığı bir anlaşmayla Kıbrıs'a yerleşti (4 Haziran 1878) Araya giren Bismark, ülkesinde bir konferansa ev sahipliği yaparak hem muhtemel bir savaşı önlemek hem de Almanya'nın menfaatlerini korumak istiyordu. Nitekim Osmanlı Devleti, İngiltere, Fransa, Avusturya, Almanya, İtalya ve Rusya'nın da katıldığı Berlin Kongresi 13 Temmuz 1878’de imzalanan bir anlaşmayla son buldu. Bu anlaşma, artık Rusya'nın yanı sıra, diğer devletlerin de parçalamaya çalıştıkları Osmanlı'dan, kendi paylarını alma anlaşmasıydı. Bu kongreye Ermenilerden de bir delege grubu çağrıldı ve Batılı devletlerin kendi politik hesapları doğrultusunda pay sahibi yapıldılar. Aşağıda bu devletlerin, Ermeniler üzerinden yaptıkları hesapları açıklayacağız.

 

 

A. RUSLARIN ERMENİ POLİTİKASI

 

Rusların Ermenileri kullanma politikası XVIII. Yüzyıl başlarında I. Petro’ya kadar iner. I. Petro, İran’la yaptığı savaşlarda Ermeniler’den yararlanmış ve Ermeniler’den bir kısmını kendi topraklarına yerleşmeye davet etmiş ve onları göç ettirmiştir.[27]

 

Rus Çarlığı Ermeniler konusunda sistematik çalışma yapabilmek için 1816’da Ermeni Şark Dilleri Enstitüsü’nü kurdu. 1826-1828 İran savaşını kazandığında da imzaladığı anlaşma gereği, Revan ve Nahcivan Hanlıklarını birleştirerek Ermeni Vilayeti’nin oluşmasını, ardından İran’dan da Ermenilerin buraya göçünü sağladı.[28]

 

1828 Osmanlı-Rus Savaşında da önemli sayıda Ermeni’nin Rus ordusuna gönüllü yazıldığını, bir kısmının da Erzurum’un düşman işgaline girmesinde yardımcı olduklarını, savaş sonrasında Rusya’nın isteği doğrultusunda ve Osmanlı Devleti’nin rızası dışında, daha önce oluşturulan Ermenistan Vilayeti’ne Anadolu topraklarından Ermeni göçü yaşandığını biliyoruz.[29] 

 

Rusya’nın bunu yaparken hesapladığı iki ana husus, demografik yapıyı değiştirerek bu bölgede Türkleri çoğunluk olmaktan çıkarmak ve kendi güdümünde bir Ermeni varlığı oluşturmaktır. Nitekim 1828 ve 1854 yıllarında Doğu Anadolu’ya giren Ruslar, Kafkaslar’dan sürdükleri veya öldürdükleri iki milyondan fazla Türk’ün yerine yerleştirerek, bölgedeki nüfus dengesini değiştirmek için, beraberlerinde yüz bin kadar Ermeni’yi de götürdüler, oralardaki Türk topraklarına yerleştirildiler. Öyle ki, bugün Ermenistan’ın başkenti bulunan Erivan’ın 1828’den önce nüfusunun %80’i Türk idi ve eski Türk Revan Hanlığı’nın devamı durumundaydı.[30]

 

B. İNGİLİZLERİN ERMENİ POLİTİKASI

 

4 Haziran 1878’de imzalanan anlaşmaya göre Osmanlı Devleti Ermeniler için, İngiltere ile kararlaştıracağı ıslahatı yapacaktı.[31] Aslında İngiltere Ermenileri değil, kendi çıkarlarını korumak için harekete geçmişti. Çünkü, Hem Hindistan yolu, hem de Trabzon-Erzurum-Doğu Beyazıd üzerinden İran’a giden yol, İngiltere için önemliydi. Çünkü, 1840’tan sonra Manchester’a yerleşen Ermeni tüccarlar, İngiltere’de üretilen pamuklu kumaşları İran ve Türkistan’a, bu yolu kullanarak pazarlıyorlardı. 1870’ten sonra İngiltere’de pamuklu stokları artınca, kriz ihtimali belirdi. İngilizler, satışlarını artırmak için, Anadolu’da Ermeni tüccarlarına sermaye yardımında bile bulunmuşlardı.[32] İngilizlerin Ermenileri Van ve civarını işgale özendiren politikalarını Atatürk  1 Aralık 1920’de şöyle değerlendirmektedir: “Ermeniler Van ve Bitlis'i ele geçirince, Irak'taki İngilizlerle birleşeceklerinden dolayı bütün Yakındoğu'da İngilizlerin yeri çok sağlamlık kazanacaktır”.

 

İngilizlerin Ermeni politikasında güttükleri siyasetin başka nedenleri de bulunmaktadır. Alman kaynaklarına göre İngiltere, Mısır’ı ele geçirme planları yaparken, Balkanlar’da ve Küçük Asya’da huzursuzluklar çıkartarak diğer ülkelerin dikkatlerini buralara çekmek istiyordu. Avrupa kamuoyunu en iyi etkileyecek durumda olan da, Hıristiyan inanca sahip bir halkın Müslümanlara karşı ayaklanması olacaktı.[33] Zaten Balkanlarda Rum, Sırp ve Bulgar ayaklanmaları sonuca ulaşmıştı.

 

Böylece sıra Anadolu Hıristiyanlarına gelmiş oluyordu. Bunun için de Ermeniler seçildi ve Avrupalı Devletlerin çıkarları doğrultusunda Şark Meselesi içinde bir Ermeni konusu da sokulmuş ve bu konu ilk kez uluslar arası anlaşmaların içerisinde yer almış oluyordu.[34]

 

C. ALMANLARIN KONUYA YAKLAŞIMI

 

Stratejik ve psikolojik nedenlerin yanısıra ekonomik faaliyetlerinin ön plana çıkmaya başladığı Doğu Sorunu, Osmanlı Devleti’nin Almanlarla yakınlaşıp[35] 1900 yılında Bağdat Demiryolunun yapımı[36] için anlaşmasıyla siyasal açıdan daha değişik boyutlar kazandı.[37] Bir yandan Araplar Türklere karşı kışkırtılıp,[38] Devletin Türk ve Müslüman unsurları arasındaki birlik parçalanmak istenirken, öte yandan Doğu Anadolu’da Ermeniler sürekli tahrik edilmeye başlandı.[39] Ayrıca Kürtler de kışkırtılmaktaydı.[40] Böylece Osmanlı Devleti parçalanırken Doğu Anadolu da “Balkanlaştırılmış” olacaktı.[41]

 

Almanlar, Ermeni konusunda İngiltere’nin politikasından rahatsız olmuş ve Osmanlı Devleti’ni desteklemiştir. Ancak bu desteğin en masum nedeni Almanların ekonomik çıkar hesapları olmuştur. 

 

Ancak bir süre sonra Ermeniler konusunda batı dünyasında yapılan olumsuz propagandadan etkilendiklerini görüyoruz. Nitekim Alman İmparatoru II. Willhelm’e, annesinin “Bütün Hıristiyan ülkelerinin görevi, bu katliamda akan Hıristiyan kanının intikamını Türkiye’den almak olmalıdır” dediği, İmparator’un da bir rapor üzerine “Bu artık fazla oluyor. Zira onlar da Hıristiyan” biçiminde bir tepki gösterdiği bilinmektedir.[42]

 

I. Dünya Savaşından sonra, Alman resmi tavrının da Türkiye aleyhine döndüğünü görüyoruz. Çünkü Batı basınında Ermeni tehcirini Alman Genelkurmayının tavsiye edip yönettiği yolunda haberler çıkmış; sözde Ermeni soykırımında Almanların da rolü olduğu yazılmıştı. Almanlar, bu psikoloji içerisinde savunmaya geçtiler ve hoş görünmek için Ermeni yanlısı politika izlemeye başladılar. Türk düşmanı ve bir Ermeni’yle evli Papaz Lepsius’a “Almanya ve Ermenistan 1914-1918” adlı, bilimsel olmayan taraflı bir kitap yazdırdılar. Bu kitap, ne yazık ki  Almanya’da temel kitap olarak kabul edilmektedir.

 

Almanların değişen bu yanlı tavrına diğer bir örnek, Talat Paşa’nın bir Ermeni’nin saldırısıyla şehit edilmesinden sonra yaşananlardır. Mahkemeye, olayları bilen ve Türkiye’de yaşamış olan subaylar önce tanık olarak çağrılmış, sonra çağrılmayıp, olayları ancak duyanların tanıklığına başvurulmuştur.  Bu duruma Türkiye’de görev yapan subaylar bile itiraz etmiş, ama katil serbest bırakılmıştır.[43] (1970’lerde ABD’de iki diplomatımızı öldüren,  Geroge YANIKYAN da sağlık nedenleriyle serbest kalacaktır!)

 

 

D. FRANSIZLARIN ERMENİ POLİTİKASI

 

Ermenilerle Fransızların ataları olan Franklar, Haçlı seferlerinden beri tanışıyorlardı. Ermeniler, Haçlı Seferlerine kılavuzluk ve lojistik desteği vermişlerdi. Bu seferler sırasında çok sayıda Frank asilzadesi ve şövalyeler, zengin Ermenilerin kızlarıyla evlenmişlerdir.[44] Aslında Ermenilerin, Frankları yanlarında alıkoymak için kızlarını onlarla evlendirme politikası izlediklerini görüyoruz.[45] Ayrıca Ermeniler Haçlı Seferleri sırasında onlara klavuzluk etmişler, at, yiyecek, konaklama vb. lojistik destek vermişler Türk kalelerinin ve kuvvetlerinin durumu hakkında bilgi vermişler, onlarla birlikte Türklere karşı savaşmışlardır. Hatta Klikya Baronu II. Revone, Papa III. Innocentus’a mektup yazarak katolikliğe geçtiğini bildirmiş, “Beni Türklerden kurtarın, bunlar şeytanın soyu, yeni bir haçlı seferi yollayın” diye ısrar ederek 4. Haçlı Seferinin yapılmasında pay sahibi olmuştur.[46]

 

Fransızlar, Kilikya diye adlandırdıkları Çukurova bölgesini, Suriye’ye dahil görmekte ve burada ciddi ekonomik çıkarları bulunmakta idi.Çünkü, kendi dokuma sanayisi için gereken pamuk hammaddesini, özellikle Amerikan iç savaşı sırasında, sulu pamuk üretimi yapılan bereketli Çukurova topraklarından temin etmiş, hatta 1864’te Çukurova’da pamuk işleme fabrikası kurmuştur.

 

Bölgenin diğer zenginlikleri de Fransa için vazgeçilebilecek şeyler değildi. Bunu çok erken fark eden Fransızlar,  Çukurova bölgesinin genel tarihini ve coğrafyasını araştırmışlar ve 1604’te de yayınlamışlardır.[47]

 

Fransızlar, 1850’lerde Ermenilerin dil, kültür ve tarihleri ile ilgili araştırmalar yaptırıp, Kilikya Ermenistanı imajını oluşturmaya çalışmıştır. Fransız seyyahları, gerekli bilgileri toplamışlar; 17. yüzyıl başlarında Paris’te açılan Doğu Diller Okulundan bu yolda istifade etmişlerdir. Fransız misyonerleri de Erivan, Erzurum ve Bitlis’te, hem Ermenileri Katolikleştirmek hem de Osmanlı Devletine karşı kışkırtmak için faaliyette bulunmuşlardır. [48]

 

Fransa Parlamentosunda Ermenilerin görüşme konusu olması da yeni değildir. 3 Kasım 1869’da, Ermenilerin bağımsızlığı konusu görüşülmüş, ancak, Başbakan Hanotaux, Ermenilerin bağımsızlığını kurulabileceği bir merkeze ve çoğunluğa sahip bulunmadıklarını bildirmiştir.[49]

 

Kısaca ifade edebiliriz ki Fransızlar’ın Ermenilere ilgisi ve onlara ilişkin stratejileri oldukça eskidir. Bu ilginin başlıca nedeni de bölgenin pamuğu ve madenleridir.[50] Bu evlenmeler de, belli ölçüde duygusal yakınlığa neden olmuştur.

 

 

III. ERMENİ İSYANLARI  ve TEHCİR KONUSU

 

A. İSYANLARA GENEL BİR BAKIŞ

 

Yukarıda kısaca verildiği üzere Ermeniler, Emperyalist ülkelerin emelleri doğrultusunda kışkırtılmışlar; Osmanlı Devleti içerisindeki durumlarının iyileştirilmesi bahanesi ile örgütlenerek önce özerkliği, sonra da bağımsızlığı amaçlayan bir sürece sokulmuşlardı. Ruslar, bölgede kurulacak bir Ermeni Devleti vasıtasıyla Akdeniz’e inmeyi; İngilizler bunu önlemek için Ermenilerin kendi himayeleri altında kalmasını planlıyorlardı. Fransızlar da kendi çıkarları doğrultusunda ayrı maksatlarla Ermenilerle “ilgili” idiler. Böylece Ermeni sorunu “Ermenilerin sorunu” değil, başta “İngiltere, Rusya ve Fransa’nın kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirdikleri bir sorun” halini almıştır.[51] Ermeni isyanlarının da arkasında Rusya ve İngiltere’nin desteklediği HINÇAK ve TAŞNAKSUTYUN komiteleri bulunuyordu.

 

İşte İngiltere, Fransa ve Rusya’nın kendi çıkarları doğrultusundaki kışkırtma ve tahrikleri sonucu, Ermeniler, Türklere karşı bir isyan ve ihanet sürecine girmişlerdir.

 

1914-1918 yılları arasında Ermeniler, Diyarbakır, Sivas, Erzurum, Bitlis ve Van’da isyanlar çıkarmışlar[52] ve büyük ölçüde Hamidiye Alaylarına süvari veren bu yöre halkına mezalimde bulunmuşlardı.[53]

 

Bu isyanların geliştiği saha daha sonra, Cumhuriyet döneminde Şeyh Sait isyanı[54] ve onu izleyen ayaklanmaların da gerçekleştiği bölge olacaktır.[55] Çünkü mütareke yıllarına kadar, başta İngilizler olmak üzere Avrupalılar tarafından “Hıristiyan oldukları için kendilerini ellerinden tutmaya zorunlu hissettikleri Ermenileri katleden, vahşi bir topluluk” olarak görülen Kürtler[56] bu tarihten sonra sahiplenilmiş gibi gösterilerek, “Şark Meselesi”ne yeni bir boyut getirilmiştir.[57] Tarihsel süreç içerisinde bu şekilde bir yaklaşım sergileyen Batının konuya bugünkü bakış açısı çok da değişmemiştir. Olaylar ve gelişmeler bunu gösteriyor.

 

            Ermeniler tarafından çıkartılan 1888 Van ve 1890  Erzurum ayaklanmalarından sonra 1894 yılında Sasun’da büyük bir isyan başlatılmış ve Devlet sert önlemler almak durumunda kalmıştı. Ancak bu konudaki esas sıkıntı I. Dünya Savaşı sırasında yaşandı.

 

            I. Dünya Savaşı başladığında silahlandırılan Ermeni birlikleri, Türkiye’nin savaştığı İtilaf Devletleri ile birleşerek, içeride bir cephe açmışlardır. Bu durumda konu, bir iç güvenlik, Devletin kendisini ve yurttaşlarını koruma sorunu haline gelmiştir.  17 Ağustos 1914’te Maraş’a bağlı Zeytun’da çıkan isyan  Kayseri, Erzurum, Van ve Bitlis dolaylarındaki Ermenilerin de katılımı ile ciddi boyutlara ulaşmıştır. 

 

İşte bu gelişmeler sonucu Devlet de halkın ve askerin güvenliğini sağlamak için 21 Mayıs 1915 tarihli Sevk ve İskân Kanunu çıkartarak uygulamaya koydu.[58] Buna göre isyana katılan Ermeni çetecilerin daha güvenli bölgelere “tehcir” edilmişlerdir.

 

 

B. TEHCİR NE DEMEKTİR? UYGULAMA NASIL OLMUŞTUR?

 

“Tehcir” sözcüğü, Arapça kökenli olup, “bir yerden başka bir yere göç ettirmek” (immigration, émigration) anlamına gelir. Dikkat edilirse burada “sürgün etmek” (deportation) anlamı bulunmamaktadır. Batıda, zaman zaman sürgün anlamına gelecek (deportation, exil, banissement, proscription vb.) terimlerin kullanılıyor olması ya bilgisizlikten ya da siyasal amaçlı kasıttan kaynaklansa gerektir.

 

“Tehcir” 1948 tarihli Soykırım Suçunu Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesinin 2. maddesindeki tanıma da girmemektedir. Ancak örneğin,  Hitler Almanya’sında altı milyon Yahudi ile bir milyon çingenenin yok edildiği ırkçı eylemler tam anlamıyla bir soykırım (holocoust) örneği olarak kabul edilmektedir.[59]

 

Ulusal Bağımsızlık Savaşı sonrası Lozan Barış görüşmelerinde Ermeniler, üç yüz bin Ermeninin öldürüldüğünü iddia etmişlerdir. Buraya giden Ermeni heyeti içerisinde Nradungiyan Gabriel Efendi, Osmanlı Devleti’nde Nafia (Bayındırlık) ve Hariciye (Dışişleri) Nazırlıkları (Bakanlık) yapmış, bir ara da Bahriye (Denizcilik) Nazırlığına da vekalet etmiş biridir. Devletin bu kadar üst makamlarına çıkartılmış olan birisi, Heyetle beraber Lozan’da toprak ve tazminat talep edebilmiştir. Ermeniler burada, üç yüz bin zayiatımız oldu derken, daha sonra yalanlarını iyice abartarak bir milyon, beş milyon Ermeni katledildi gibi iddialar ortaya atmışlardır.

 

Halbuki Avrupalılar bile o devirde Osmanlı ülkesinde yaşayan Ermenilerin tamamının 1.300.000 olduğunu söylüyorlar. Burada kendi iddia ettikleri üç yüz bin zayiat da 24 Nisanı anma  olaylarında bir milyona, sonra bir buçuk milyona çıkartılmıştır. Bazı kaynaklarda beş milyona kadar yazanlar bile çıkmaktadır. Ancak bizzat Batılıların kaynaklarına göre 1914 yılında Osmanlı Devleti içerisinde 1.161.169 gregoryan ve 67.838 katolik olmak üzere toplam 1.229.007 Ermeni bulunuyordu.[60] 1897 sayımında bu rakam 1.042.374 idi. Bu sayıma kimse özellikle de Ermeniler itiraz edemez. Çünkü 1897-1903 yılları arasında Osmanlı İstatistik Umum İdaresi Müdürü Mığırdıç Sınabyan isimli bir Ermeni idi.[61] Demek ki iddia edilen rakamların yalan olduğu buradan bellidir.Yapılan bilimsel araştırmalar ve eldeki veriler kesin olarak göstermektedir ki Osmanlı Devletinin yürüttüğü tehcir işlemi tamamen insancıl kaygılarla ve hukuksal kurallar çerçevesinde gerçekleşmiştir. O günkü teknolojide ve savaş ortamında elbette bazı güçlükler çıkması kaçınılmazdır.

 

Ancak, Devletin 7-8 bakanlığı sırf bu işle meşgul olmuş; Müslümanlardan başka Ermeni, Rum ve Yahudiler ile yabancı misyon temsilcilerinden oluşan komisyonlar kurarak kimlerin tehcire tabi tutulacağını, nerelere gönderileceğini, yolda ne gibi zorluklarla karşılaşacağını ve nasıl muhafaza edileceğini, hatta zarar görenlerin tazmininin nasıl olacağını bu komisyonlar eliyle kararlaştırıp uygulatmıştır.

 

Yol boyunca çoğu zaman askerlerin iaşe ve ilaçlarından yararlandıkları da bilinmektedir.[62] Hatta ülkede ciddi sağlık problemlerinin yaşandığı bir dönemde, tehcire tabi gruplara birer doktor verilmesi yoluna bile gidilmiştir. Şimdi, soykırım yapılmış olsa, bunca insancıl önlem alınır mıydı? Eğer Ermeniler yok edilecek idiyse, bulundukları yerde bunu yapma şansı varken göç ettirme yoluna gidilir miydi?  Elbette gidilmezdi.

 

Tarihe “Ermeni Tehciri” olarak geçen; yukarıda nedenleri ve uygulama aşamaları anlatılan bu yer değiştirme ve yerleştirme kararı uygulanırken, savaş ortamı, ailesi katledilenlerin zaman zaman önlenemeyen öfkeli ferdi davranışları, hastalık, doğa koşulları ve en önemlisi de Ermenilerin isyan halinin devamı gibi nedenlerle bazı kayıpların olması önlenememiştir. Ancak, bütün tarihi belge ve kayıtların açıkça ortaya koyduğu üzere, Ermenilerin katledilmesi asla söz konusu olmadığı gibi, baştan beri süregelen olaylarda ihanete uğrayıp öldürülen Türklerin sayısı, öldürüldüğü iddia edilen abartılı Ermeni sayıları ile bile kıyaslanamayacak kadar fazladır. Ayrıca tehcir kararı ile berber göç ettirilenlerin zarara uğramaması için alınacak önlemler de belirlenmiş, bu yolda uygulayıcılara emirler gönderilmiştir. Nitekim, göç sırasında askerlerin kendi ilaç ve yiyeceklerini, bu gruplarla paylaştığı ve azami özenin gösterildiği belgelerle sabittir.

 

Göç ettirme uygulaması sırasında bütün emir ve önlemlere karşın, kişisel kin ve acısı nedeniyle bile olsa  yanlış uygulama yapan görevliler olmuşsa, tam bir hukuk devleti anlayışı içerisinde bu kimseleri Devlet yargılamış ve gerekli cezaları da vermiştir.

 

 

IV. ERMENİLERİN YAPTIĞI KATLİAMLAR

 

Türk-Ermeni ilişkilerinin kanlı olaylara dönüştüğü 1878 Berlin Antlaşmasından bu güne gelinceye kadar geçen 120 yılı aşkın dönemde Türklere yönelik Ermeni terörünü dört ana başlıkta inceleyebiliriz.[63]

 

Birincisi emperyalist ülkelerin kışkırtmaları ile oluşturulan yapay Ermeni Sorunu çerçevesinde I. Dünya Savaşı öncesinde Türklere yapılan Ermeni suikastları, kundaklamalar ve isyan hareketleridir.

 

İkincisi, I. Dünya Savaşı ve İstiklal Savaşı yıllarında cephe gerisinde ihanet ettikleri Türk halkına Ermeni çetelerince yapılan hunhar katliamlardır.

 

Üçüncüsü, Lozan Konferansında umduklarını bulamayan Ermenilerin eski Osmanlı yöneticilerine karşı yürüttükleri cinayetlerdir.

 

Dördüncüsü 1970’lerin başından itibaren özellikle yurt dışındaki diplomatları hedef alan Ermeni terörüdür.

 

A. HALKA YAPTIKLARI KATLİAMLAR

 

Osmanlı Devleti içerisinde, büyük hak ve imtiyazlar içerisinde yaşayan Ermeniler, yukarıda anlatılan süreç içerisinde Devletin güçsüz dönemlerinde Müslüman halka ciddi saldırılarda bulunmuşlar ve katliamlara girişmişlerdir. Örneğin I. Dünya Savaşı sırasında Rus, İngiliz ve Fransız desteğindeki Ermenilerin yaptığı katliamlar ve soykırımda bir milyondan fazla Türkün hayatını kaybettiği tarih kayıtlarında mevcuttur..[64] Diğer bir ifade ile Türklerin kaybı, Ermenilerin kaybı ile kıyaslanamayacak oranda fazladır. Dahası, Ermenilerin kaybı yol koşulları, hastalık, eşkıya ve yakınları katledilen insanların intikam saldırıları gibi nedenlerle olurken ve Devlet bunların önlenmesi için alınabilecek bütün önlemleri almışken, Türklerin kaybı, tarihe geçen inanılmaz vahşetler, katliamlar sonucu gerçekleşmiştir.

 

Örnek vermek gerekirse, Van soykırımından kurtulanların anlattıklarını içeren ve Van Belediye Başkanı ve Alay Komutanının imzasını taşıyan, İçişleri Bakanlığına gönderilmiş bir belgede, Rus kuvvetleri ile birleşen insan kasabı Ermenilerin girdikleri yerleri cesetten geçilmez halde bıraktıkları, kıymetli şeyleri yağmaladıkları, İslamiyet’e hakaret ederek cami ve medreseleri yağmaladıkları, Müslümanları katletmekten büyük zevk aldıkları, ahalinin burunlarını, kulaklarını, bacaklarını, kafalarını kesip karınlarını yardıkları, çocukları diri diri ateşe attıkları, bazılarının derilerini tulum çıkardıkları, kesik kafaları süngülere taktıkları, bazılarını kütük üzerinde doğradıkları, bir kısmını Mermid Çayına döktükleri, insanları kuyulara doldurdukları, kadın ve çocukları tandır damlarına doldurup yaktıkları, kadınlara anlatılamayacak tecavüzlerde bulundukları, direnenleri vahşi biçimde katlettikleri... belirtilmiştir.[65]

 

B. OSMANLI DEVLET ADAMLARINA SUİKASTLER

 

            Lozan Konferansında umduklarını bulamayan Ermeniler, bu kez de eski Osmanlı yöneticilerine karşı bir dizi suikasta girişmişlerdir. Aslında Ermeni siyasi cinayetleri Padişah II. Abdulhamit’i bombalama girişimleri ile başlar. Sonra Osmanlı Bankası olayı vardır. Nihayet Lozan konferansında azınlıklar başlığı altında ele alınan ermeni konusundan eli boş dönmeleri sonucu, Osmanlı Döneminde yüksek yöneticilik yapmış bazı kimselere karşı suikastlara girişmişler ve  bu cinayetlerde Talat, Cemal, Sait Paşalarla, Bahattin Şakir ve Cemal Azmi Beyler şehit olmuşlardır. Bilindiği gibi bu insanlar o günün bakan, başbakan düzeyinde üst yöneticilik yapmış Osmanlı devlet adamlarıdır.idi.

 

C.ERMENİLERİN BİRBİRLERİNE YAPTIKLARI SUİKASTLER

 

Komitacı Ermeniler sadece Türkleri katliama tabi tutmakla kalmamış, aynı zamanda durumlarından şüphelendikleri ve Türklerin tarafını tuttuğunu düşündükleri Ermenilere de çeşitli zulümler yapmışlardır.

 

1890 Temmuzundaki Kumkapı gösterisinden sonra Hınçak Komitesi, durumlarından şüphelendiği, hükümet taraftarı kabul ettiği Ermenilere suikastlar uygulamaya başlamıştır.

 

Avukat Haçik, 15 yaşında Armenak adında bir Ermeni tarafından öldürülmüştür.

 

Gedikpaşa Kilisesi vaizi Dacad Vartabet, parçalanmıştır.

 

Ruhani Meclis'e üye seçilen Mampre Vartabet, hükümete ajanlık ettiği için suikasta uğramış ve yaralanmıştır.

 

Patrik Aşıkyan'ın komitenin planlarını hükümete haber vermiş olmasından şüphe edilmiş, bu sebeple, komite tarafından kur'a ile görevlendirilen Diyarbakırlı Agop adında bir Ermeni genci tarafından 28 Mart 1894 günü kendisine patrikhane kilisesinde bir suikast yapılmıştır. Suikastçının kullandığı Karadağ tabancası bozuk olduğu için ateş almamış, genç Ermeni tutuklanmıştır.

 

10 Mayıs 1894'te Hınçak Komitesi; Aşıkyan'ın arkadaşı kabul ettikleri Simon Maksut'a, Galata'da Havyar Hanı önünde iki komiteci vasıtasıyla suikast yaptırmışlardır.

 

Bu suikastlar hakkında Fransız elçisi Mösyö Cambon, 27 Mart 1894 tarihinde Fransa Dışişleri Bakanlığı'na şu bilgiyi vermiştir: “..Kendisini öldürmeye teşebbüs eden Van'lı Ermeni hamalları, Kürtlerden, Türk memurlardan Van'da çok sıkıntı çekmiş kimselerdir.

 

Siyasi bir cinayet karşısında bulunduğumuz şüphesizdir. Katiller, Ermeni komiteleri tarafından yazılmış belge ve mektupları taşıyorlardı. Kendileri Levon adında biri tarafından para verilmek suretiyle bu iş için tutulmuş olduklarını kabul etmişlerdir. Bunlara silah vermek suretiyle komiteler, patriğe yapılan suikasttan sonra Türk dostu olan, milli davaya ihanet etmekle suçladıkları yüksek Ermeni sınıflarına mensup kimselere karşı bu suretle bir uyarıda bulunmak istemişlerdir.[66]

 

Ermenilerin Ermenilere zulümleri sadece suikastlardan ibaret değildir. İsyanlar için para teminine çalışan Ermeni komitecileri, çok sayıda Ermeni vatandaşını soymuşlardır. Nitekim mütarekede büyük rol oynamış meşhur Pantikyan'ın asıl adı Rezi Yalkın olan M. Sıfır'a verdiği şu bilgi son derece çarpıcıdır:

 

"Şu ciheti bilhassa tebarüz ettirmek isterim ki, o sıralarda Anadolu'nun muhtelif mıntıkalarında yapılan isyan hareketlerine mukabele olmak üzere Kürt ve Türklerin yaptıkları baskınlarda, Ermenilerin maruz olduğu maddi zayiat nispeti, Hınçakların İstanbul'da yaptıkları bu soygunculukta ele geçirdikleri servetler yekununun, emin olunuz ki, yüzde birini bile tutmayacak kadar azdı. Komitacılar, İstanbul Ermenilerini o kadar insafsızca soymuşlardı. Birçok zenginleri on paraya muhtaç bir vaziyete sokmuşlardı.[67]

 

V. ATATÜRK’ÜN ERMENİ SORUNUNA İLİŞKİN BAZI DEĞERLENDİRMELERİ

 

Türk ulusunu içine düşürüldüğü vahim durumdan kurtaran ve ona önderlik eden M. Kemal ATATÜRK, bu süreçteki olayları anlattığı eseri NUTUK’ta Ermeni sorununa da değinmekte ve konuyu net bir biçimde ortaya koymaktadır. Atatürk, bizim saptamamıza göre, Nutuk’ta 40’ın üzerinde yerde bu konuya ilişkin bilgi, belge ve değerlendirme vermiştir.[68]

 

Mustafa Kemal (ATATÜRK), Ermenileri kullanarak Türk milletinin karşı karşıya bırakılmak istendiği oyunu (6 Temmuz 1919’da) şöyle özetlemektedir: “Devlet ve milletimizin parçalanması ve Ermeni ve Yunan esaretine düşülmesi söz konusudur. Altı yüz elli sene efendilik eden bir milletin köle mevkiine düşmesi kolay bir hadise değildir.” Gene (21 Eylül 1919’da) “Ermenilere hiçbir kötü kastımız yoktur. Bilakis onların her türlü tabiiyet haklarına tamamen riayetkarız. Bunun aksi olarak yayınlar, düzmeceden ve İngilizlerin aldatmacasından ibarettir.”demektedir.

 

Atatürk 29 Ocak 1920’de “Maraş'ta, Fransız ve Ermeniler tarafından Müslümanların katliamı, insanlığı dehşete düşürecek şekilde devam ettiğini” bildirmiş; 8 Şubat 1920’de de “On yedi günden beri Maraş'ta cereyan eden feci ve kanlı vakalara nihayet verilmesi hakkında, medeniyet ve insanlık aleminin duyup öğrenmesi için yükseltilen feryat ve acının yankılanacak bir yer bulmadığı, hala bu vahşetin devamıyla sabit oluyor” diyerek Türklere karşı girişilen katliamlara sessiz kalınmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirmiştir.

 

Atatürk, ülkenin dörtbir yanından gelen Ermenilerin Türklere yaptıkları zulümleri de büyük üzüntülerle anlatmaktadır Örneğin “10/11 Şubat 1920’de “Adana'da heyecan ve asabiyet ziyadeleşmiştir. Ermeniler, kilise ve mekteplerde sık sık toplanmaktadırlar. İnekler ve Bahçe Ermenileri, Güller ve Zencirli İslam köylerini yağmalamış ve ahalisini pek vahşiyane katliam etmişlerdir”diyor. 14 Şubat 1920’de “Medeniyet maskesine gizlenen Fransızlar ve onların öncüsü olan Ermeniler, Urfa ve havalisinde İslam ahali hakkında zalimane katliamlara başlamışlardır” diyor.

 

            “Tarihte emsali görülmemiş olan bu vahşetin faili Ermeniler olup, Müslümanlar ancak namus ve hayatlarını muhafaza kaydıyla mukavemet ve müdafaada bulunmuşlardır” diye konunun özünü ortaya koyan Atatürk “Şu halde Ermenilerin intikam fikri ve tecavüzleri neticesi meydana gelmiş bazı vakalar var ise, bunların mesuliyeti milletimize değil bizzat Ermeni milletine ve onun tahrikçilerine ait olmak lazım gelir” sözleriyle de asıl suçluları işaret etmektedir.  Atatürk “Bir uydurma Ermeni kırımı meselesi ve tüm dünyayı aldatmak için yaratılan bu kin ve hırs ürünü propagandaların niteliği hakkında uygarlık ve insanlık dünyasının bir kere daha aydınlatılması ve bu suretle haksızlığa uğramış Türk ulusunun iğrenç ve alçakça bir suçlamadan arındırılması” gerektiğini 7 Mart 1920’de ifade etmiştir.

 

Atatürk, bu konuda ortaya açık deliller ve şahitler de koymuştur. Örneğin 13 Mart tarihli Times gazetesinde yer alan bir habere atıfla  Lord Curzon’un Avam Kamarasında irad ettiği nutukta Ermenilere dair “Bana öyle geliyor ki siz Ermenileri sekiz yaşında pek temiz ve masum bir kız gibi zannediyorsunuz. Bunda pek yanılıyorsunuz. Zira Ermeniler bilhassa son harekatı vahşiyaneleri ile ne derecelere kadar hunhar bir millet olduklarını bizzat kendileri ispat eylemişlerdir” dediğini hatırlatmaktadır. “Türkler tarafından Ermeniler aleyhinde katliam, uydurulmuş rivayetler ve daha önce yayılmış bir takım yalan ve iftiralardan ibarettir. Bunların kat'iyyen doğru olmadığına emniyet edebilirsiniz. Bu hakikatın belgelendirilmesi için tarafsız heyetlerin memleketimizde kemal-i serbesti ile icra-yı tahkikat eylemelerini memnuniyetle kabul ederiz. Bu meseleye dair Ermenistan'daki Yakın Doğu Amerika yardım heyetleri tarafından verilen en son raporların okunmasını tavsiye eyleriz” sözleriyle de Atatürk isteyen yabancıları konuyu yerinde incelemek üzere ülkeye çağırmış ve Bizzat batılı heyetlerin Ermenilerin yaptıkları vahşet hakkında verdikleri raporları da delil göstermiştir.

 

“Sivas'ta benle görüşmüş olan, bilahare bu bölgeleri ziyaret eden ve buralarda Ermeni çetelerinin davranışları hususunda mufassal müşahadelerde bulunarak daha sonra kendisine bu konuda anlatmış olduğum şeylerin doğru olduğunu bana yazmış bulunan Amerikan Generali Harbord Amerikan Umumi efkarının kendisinden faydalı bilgi temin edebileceği bir şahidimizdir.” Diyerek kişi adları da vermektedir.

 

“Bize karşı yapılmış olan iftiraların aksine, tehcir edilmiş olanlar hayattadır ve bunlardan ekserisi şayet İtilaf Devletleri bizi tekrar harp etmeye zorlamasa idi evlerine dönmüş olurlardı.” sözleriyle gayet mantıki bir delili de ortaya koyan Atatürk, “İngiltere'nin sulh zamanında ve harp sahasından uzak olarak İrlanda'ya reva gördüğü muameleye hemen hemen kayıtsız bir şekilde bakan dünya efkarı, Ermeni ahalinin tehciri hususunda almaya mecbur kaldığımız karar için bize karşı haklı bir ithamda bulunamaz” sözleriyle de Avrupalı Devletlere kendi  yaptıkları yanlış icraatları da diplomatik bir dille hatırlatmaktadır. (26 Şubat 1921)

 

Bilindiği üzere aslen Karamanlı olan ve milli mücadelede Atatürk’ün yanında yer alan Kâzım Karabekir Paşa’nın hatıraları da Ermenilerin Türklere yaptıkları zulümlerle doludur. Milli mücadelenin nasıl emperyalistlerin maşası durumundaki Yunanlılarla yaşanmış bir batı cephesi varsa gene aynı konumdaki Ermenilerle de  doğu cephesi yaşanmıştır. Girişilen mücadele sonucu Ermenilerle  Kars Anlaşması yapılmış ve Atatürk’ün ifadesiyle “Ermeni sorunu denilen ve Ermeni milletinin gerçek olmayan isteklerinden çok, dünya kapitalistlerinin ekonomik yararlarına göre çözülmek istenilen sorun, Kars antlaşması ile, en doğru şekilde çözüme ulaştırılmış”oluyordu.

 

 

VI. Cumhuriyet Döneminde Ermeni Terörü Kronolojisi

 

Ermeniler Cumhuriyet döneminde de Türk karşıtı faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Kıbrıs Barış Harekatının hemen sonrasında Türkiye’nin uluslararası arenada yalnız bırakılmak istendiği bir dönemde terör örgütleri ASALA’yı kurmuşlar ve  1970’lerin başından itibaren özellikle yurt dışındaki diplomatları hedef alan Ermeni terörünü başlatmışlardır. Ermenilerin terör konusunda profesyonelleştikleri ve uluslararası terör örgütleri ile işbirliği içerisinde çalıştıkları da bilinen bir gerçektir.

 

Bu çerçevede PKK terör örgütü ile de sıkı işbirliği içerisinde olmuşlardır. Bu işbirliği 6 Nisan 1980 yılında Lübnan’ın Sedan  kentinde ASALA ile PKK’nın işbirliği anlaşması ile de sabittir. Bu anlaşma sonrası ASALA Türkiye’deki terör eylemlerini PKK’ya bırakmış, kendisi de Karabağ’a kaymıştır. [69] PKK’nın eylemlerinin 1984’te Eruh ve Şemdinli’de başlatıldığını biliyoruz. Ayrıca PKK’nın üst düzey yöneticileri içerisinde Ermenilerin bulunduğu, bazı militanların da Suriye Ermenilerinden çıktığı basında zaman zaman yer alan olaylardır.[70]  Bir başka çarpıcı kanıt, sözde Ermeni soykırımı yasa tasarısını protesto etmek için 19 Haziran1998 Cumartesi günü Fransa’da gösteri düzenleyen Türklere saldırı düzenleyip 18 kişiyi yaralayanların, PKK militanı olmalarıdır.[71]

 

Ermeni terör örgütleri, dış dünyanın tepkileri üzerine 1980'li yıllarda taktik değiştirerek, PKK terör örgütü ile işbirliğine girmişlerdir. 1984 yılında PKK sahneye itilmiş ve Asala-Ermeni terörü geri plana çekilmiştir. Nitekim, bölücü terör örgütü PKK, 21-28 Nisan 1980 tarihini "Kızıl Hafta" olarak ilan etmiş ve 24 Nisan tarihini sözde Ermenilerin katledilme günü olarak anarak, toplantılar yapmaya başlamıştır. 8 Nisan 1980 tarihinde Lübnan'ın Sidon kentinde PKK ve ASALA terör örgütleri ortak basın toplantısı düzenlemişler ve toplantı sonucu bir deklarasyon yayınlamışlardır. Ancak bu olayın tepki çekmesi üzerine ilişkilerin illegal alanda gizli olarak sürdürülmesi kararlaştırılmıştır. Bölücü terörist Abdullah Öcalan, Ermeni Yazarlar Birliği tarafından "Büyük Ermenistan hayali fikrine olan katkılarından dolayı" onur üyeliğine seçilmiştir.

 

1970’lerin başından günümüze kadar Ermeni terörünün doğrudan hedef seçtiği kişiler ve olaylar kronolojik sıralamasına göre şöyledir:

 

27 Ocak 1973: Ermeni terör zincirinin ilk halkası, ABD’nin Santa Barbara kentinde, bir Amerikan vatandaşı olan Ermeni Georgeu Yanikian’ın, kayıp sanat tablolarını vermek bahanesiyle iki Türk diplomatını çay içmeye davet ederek öldürmesiyle başladı. Başkonsolos Mehmet Baydar ve Konsolos Bahadır Demir, hiç şüphe duymadan kabul ettikleri davette yaşamlarını yitirirken, Ermeni terörist yaşam boyu hapis cezasına çarptırıldı. Ancak, sağlık nedenleriyle serbest bırakıldı.

 

22 Ekim 1975: Türkiye’nin Viyana Büyükelçisi Daniş Tunalıgil, üç Ermeni teröristin düzenlediği suikastta şehit oldu. Suikastı ASALA adlı Ermeni terör örgütü üstlendi.

 

24 Ekim 1975: Ermeni terörü, Viyana Büyükelçisi Tunalıgil’in ölümünden sonra, yeni hedefini Avrupa’nın başka bir kentinde, Paris’te seçti. Türkiye’nin Paris Büyükelçisi İsmail Erez ve şoförü Talip Yener, yine ASALA’nın üstlendiği bir suikastte şehit oldular.

 

16 Şubat 1976: Türkiye’nin Beyrut Büyükelçilği’nde Başkatip olarak görev yapan Oktar Cirit, terörist örgüt ASALA’nın üstlendiği bir suikastte yaşamını yitirdi.

 

9 Haziran 1977: Türkiye’nin Vatikan Büyükelçisi Taha Carım, Ermeni teröristlerinin saldırısında şehit düştü.

 

4 Ekim 1977: Ermeni terörünün hedef listesinde sadece Türk diplomatları ve vatandaşları yoktu. ABD’nin Los Angeles kentindeki bir üniversitede, Osmanlı Tarihi dersi veren ve aynı zamanda "Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye’nin Tarihi" adında iki ciltlik eser yayınlamış olan Profesör Stanford Shaw’un evinin önünde bir bomba patladı. Korkutmak amacıyla düzenlendiği sanılan bombalı saldırının sorumluluğunu bu kez "Ermeni 28 Grubu" adındaki terör örgütü üstlendi.

 

2 Haziran 1978: Türkiye’nin Madrid Büyükelçisi Zeki Kuneralp’ın otomobiline yerleştirilen bombanın patlaması sonucu, araçta bulunan Büyükelçi’nin Eşi Necla Kuneralp ve emekli Büyükelçi Beşir Balcıoğlu yaşamlarını yitirdiler. Otomobildeki patlamada yaralanan İspanyol kuaför Antonio Torres de kaldırıldığı hastanede öldü. Saldırıyı yine Ermeni terör örgütleri üstlendi.

 

12 Ekim 1979: Türkiye’nin Lahey Büyükelçisi Özdemir Benler’in oğlu Ahmed Benler, Ermeni teröristler tarafından sokak ortasında öldürüldü. Saldırganlar kaçtılar.

 

22 Aralık 1979: Türkiye’nin Paris Büyükelçiliği’nde Turizm Müşaviri olarak görev yapan Yılmaz Çolpan, yine sokak ortasında uğradığı bir saldırıda öldü. Birçok Ermeni terör örgütü saldırıyı üstlenmek için birbiriyle yarıştı.

 

18 Şubat 1980: İtalya’nın başkenti Roma’da düzenlenen iki bombalı saldırıda, Lufthansa, El-Al ve Swissair havayolları şirketlerinin büroları hasar gördü. Saldırının sorumluluğunu Ermeni terör örgütü Asala üstlendi. Asala, saldırıları üç gerekçeye bağladı: "İsviçre’nin Ermenilere karşı baskıcı politikaları, Almanya’nın (Türk Faşizmi)ni desteklemesi ve Musevilerin siyonist olması"

 

10 Mart 1980: İtalya’da, THY’nin ve Türk Turizm Ofisi’nin Roma bürolarına yapılan bombalı saldırıda iki İtalyan ölürken, 14 kişi de yaralandı. Saldırıyı, Ermenistan Gizli Ordusu İçin Yeni Ermeni Direnişi adlı örgüt üstlendi.

 

31 Temmuz 1980: Türkiye’nin Atina Büyükelçiliği’nde görev yapan İdari Ataşe Galip Özmen ve ailesi, Ermeni teröristlerin silahlı saldırısına uğradı. Büyükelçi ve kızı Neslihan Özmen ölürken, eşi ve oğlu da ağır yaralandı. Saldırının sorumluluğunu Ermeni terör örgütü Asala üstlendi.

 

17 Aralık 1980: Türkiye’nin Sidney Büyükelçiliği’nde görev yepen Başkonsolos Şarık Arıyak ve güvenlik görevlisi Engin Sever, iki Ermeni terörist tarafından öldürüldü. Saldırıyı bir Ermeni örgütü üstlendi.

 

4 Mart 1981: İki terörist Paris’ta görev yapmakta olan Türk diplomatları Reşat Moralı, Tecelli Arı ve İlkay Karakoç’a ateş açtılar. Morali ve Karakoç bir kafeye kaçmaya çalışmalarına rağmen, kafe sahibinin izin vermemesi nedeniyle başarılı olamadı. Karakoç saldırıdan kurtulurken, Moralı ve Arı hayatlarını kaybettiler. Saldırıyı, Ermeni terör örgütü Asala’ya bağlı bir grup üstlendi.

 

9 Haziran 1981: Türkiye’nin Cenevre Büyükelçiliği’nde sekreterlik yapan M.Savaş Yergüz, Asala militanı Madiaros Jamgotchian tarafından öldürüldü.

 

24 Eylül 1981: Dört Ermeni terörist, Türkiye’nin Paris Konsolosluğu’nu basarak, 56 kişiyi rehin aldılar. Yaraladıkları güvenlik görevlisi Cemal Özen yaşamını yitirdi.

 

28 Ocak 1982: Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Kemal Arıkan, işe giderken, biri 19 yaşında olan iki Ermeni terörist tarafından öldürüldü. Küçük yaştaki terörist yakalanarak ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

 

4 Mayıs 1982: Türkiye’nin Boston Fahri Başkonsolosu Orhan Gündüz, Ermeni teröristlerin fahri konsolosluk görevini bırakması yönündeki tehditlerine uymadığı için öldürüldü.

 

7 Haziran 1982: Türkiye’nin Lizbon Büyükelçiliği’nde görev yapan İdari Ataşe Erkut Akbay ve eşi Nadide Akbay, evlerinin önünde Ermeni teröristler tarafından öldürüldü.

 

27 Ağustos 1982: Ottowa Askeri Ataşesi Albay Atilla Altıkat, arabasında Ermeni teröristlerce öldürüldü.

 

9 Eylül 1982: Türkiye’nin Burgaz Konsolosluğu İdari Ataşesi Bora Süelkan, evinin önünde öldürüldü.

 

9 Mart 1983: Türkiye’nin Belgrad Büyükelçisi Galip Balkar, kent ortasında öldürüldü. Kaçmak isteyen teröristlerden birisi halka ateş açarken, genç bir öğrencinin ölümüne sebep oldu. Saldırıyı terör örgütü Asala’nın Belgrad’daki kolu üstlendi.

 

14 Temmuz 1983: Ermeni teröristler, Türkiye’nin Brüksel Büyükelçiliği’nde görev yapan İdari Ataşesi Dursun Aksoy’u öldürdü.

 

15 Temmuz 1983: Suikasttan bir gün sonra Paris Orly havaalanındaki THY bürosu önünde patlayan bomba, 8 kişinin ölümüne, 60’dan fazla kişinin de yaralanmasına yol açtı. Saldırının sorumluluğunu Ermeni terör örgütü Asala üstlendi.

 

27 Temmuz 1983: Türkiye’nin Lizbon Büyükelçiliği’ni ele geçirmeye çalışan 5 Ermeni terörist, Büyükelçilik ikametgahını basarak, Müsteşar Yurtsev Mıhçıoğlu ile ailesini rehin aldı. Teröristler tarafından yerleştirilen bombaların patlaması sonucu Müsteşar’ın eşi Cahide Mıhçıoğlu yaşamını yitirdi.

 

28 Nisan 1984: İki Ermeni terörist, Türk Büyükelçiliği’nde görev yapan Sekreter Işık Yönder’i Tahran’da öldürdüler. Mart ayının sonundan itibaren Türk diplomatlarına karşı başlayan seri saldırılar ve tehditler çerçevesinde dönemin Başbakanı Turgut Özal da Ermeni teröristler tarafından Tahran’a gitmemesi yönünde tehdit edildi.

 

20 Haziran 1984: Türkiye’nin Viyana Büyükelçiliği Çalışma Ataşesi Erdoğan Özen, Ermeni teröristler tarafından arabasına yerleştirilen bombanın patlaması sonucu yaşamını yitirdi.

 

19 Kasım 1984: Viyana’da görev yapan uluslararası memur Enver Ergun, işe giderken Ermeni teröristlerin açtığı ateş sonucu öldü.

 

7 Ekim 1991: Basın Müşavir Yardımcısı Çetin Görgü (Atina)

 

11 Aralık 1993: İdari Ataşe Çağlar Yücel (Bağdat)

 

4 Haziran 1994: Müsteşar Haluk Sipahioğlu (Atina) şehit edilmişlerdir.[72]

 

Toplam 31 olayda 46 kişi yaşamını yitirmiş, yüzlercesi yaralanmıştır. Terör olaylarının hiçbirisi tasvip edilemez ama, özellikle 27 Ocak 1973’te çay içmeye çağırdığı iki Türk diplomatını öldüren Ermeni Georgeu YANİKİAN’ın planı, tarihte cephe gerisinde isyan çıkartarak masum insanları katleden ve yüzyıllarca en imtiyazlı biçimde yaşadıkları Türk toplumuna ihanet etmeleri ile aynı karakteri taşımaktadır.

 

VII. SONUÇ

 

Ermeniler Türklerin yönetiminde huzur, refah ve itibar içerisinde yaşamışlar ve en üst düzey görevlerde bulunmuşlardır. Bu elbette ki, Türklerin insancıl ve yüksek yönetim anlayışlarının bir sonucudur. Ermenilerin 1800’lü yıllarda, emperyalist güçlerin kendi çıkarları doğrultusunda kışkırtmalarına kadar Osmanlı Devletinin sadık vatandaşları olarak kaldıklarını ve bir dönem de, tebaa-yı sadıka olarak adlandırıldıklarını görüyoruz.

 

            Devletin zayıflaması, Rus, İngiliz ve Fransızların kışkırtmaları sonucu bir ihanet sürecine giren Ermeniler’e karşı Osmanlı Devleti, hem kendisini hem de Türk vatandaşlarını korumak için yapması gerekeni yapmış ve önlemler almıştır.

 

Bu sırada bir soykırım söz konusu olmadığı gibi tam tersine Türk unsurun ciddi kayıpları bulunmaktadır. Onun için, yapay olarak ortaya konan sözde soykırım iddiaları yalandır, bilimsel olarak da geçerli değildir. Nitekim, bu güne kadar bulunan toplu mezarların tamamı, hunharca katledilmiş Türklere ait cesetlerle doludur.

 

            Tarihte emperyalistlerin ortaya çıkardığı Ermeni Sorunu, Türkiye’nin uluslararası ilişkilerinin seyrine ve konjonktüre bağlı olarak gündeme getirilmektedir. Bundan sonra da böyle olacaktır. Biz yeni bir devletiz konu bizi ilgilendirmez gibi bir yaklaşım doğru olmadığı gibi yeterli ve geçerli de değildir. Konu bilimsel ve tarihsel gerçeklikler üzerinde ele alınmalı ve doğrular sürekli anlatılmalıdır.

 

            Milli birlik ve beraberliğimizi koruduğumuz sürece, Atatürk ilkeleri doğrultusunda çağdaş ve güçlü Türkiye’nin karşısına bu ve benzer sorunlar getirilemeyecektir. Onun için bize düşen, milli birlik ve beraberliğimizi daima korumak ve Devletimizi güçlü tutmaktır. Bunun için de, Atatürk’ün  ifadesiyle “Bizim hiçbir şeye ihtiyacımız yok, tek bir şeye ihtiyacımız var: O da çalışmaktır.”

 

 

 

               

 

 

** Karaman Vali Yardımcısı.

 

[1] M. Halil YİNANÇ,  Türkiye Tarihi, Anadolu’nun Fethi, İstanbul 1944, s.36.

 

[2] Azmi SÜSLÜ vd., Türk Tarihinde Ermeniler (Temel Kitap), Ankara 1995, s. 79.

 

[3] Azmi SÜSLÜ vd., a.g.e., s. 80 vd.

 

[4] M. Halil YINANÇ, Türkiye Tarihi, Anadolu’nun Fethi, İstanbul 1944, s.179.

 

[5] Osman TURAN, Selçuklular Zamanında Türkiye Tarihi, İstanbul 1984, s.106 vd.

 

[6] Urfalı Mateos, Vekainâme, Ankara 1962, s.231.

 

[7] Ali SEVİM, Selçuklu Ermeni İlişkileri, Ankara 1983, s.28.

 

[8] O. TURAN, a.g.e., s.190 vd.

 

[9] Ermenilerin Selçuklu döneminde giriştikleri saldırı, yağmalama vb. hareketler ile bunların üzerine kuvvet gönderilmesi ile sağlanan barışlara ilişkin gelişmelerin kısa bir özeti için bkz. A. SÜSLÜ vd., a.g.e., s.82 vd.

 

[10] O. TURAN, a.g.e., s.451 vd.

 

[11] Ebu’l-Ferec, Tarih II, (Nşr. R. DOĞRUL), Ankar 1950, s.545.

 

[12] Bu konuda bkz.

 

[13] A. SÜSLÜ vd., a.g.e., s.83 vd.

 

[14] A. SÜSLÜ vd., a.g.e., s.84.

 

[15] Hesaplama için bkz. A. SÜSLÜ vd., Türk Tarihinde Ermeniler, Ankara 1995, s.88.

 

[16] Bununla birlikte bölgedeki nüfusun ağırlıklı bölümünü Türkler oluşturmaktaydı. Bu konuda bkz. Yusuf HALACOĞLU, “Tapu Tahrir Defterlerine Göre XVI. Yüzyılın ilk yarısında Sis Sancağı”, Tarih Dergisi, S. 32, s.819-892.

 

[17] Durmuş YALÇIN vd., Türkiye Cumhuriyeti Tarihi I, Ankara 2000, s.218.

 

[18]  Bkz. F. ARMAOĞLU, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi (1789-1914), Ankara 1997, s.97 vd; C. ÜÇOK, Siyasal Tarih (1789-1960), Ankara 1980, s. 45 vd.

 

[19]  Bkz. B. KODAMAN, “Şark Meselesi ve Tarihi Gelişimi” Tarihi Gelişimi İçinde Türkiye’nin Sorunları Sempozyumu, Dün-Bugün-Yarın, (8-9 Mart 1990), Ankara 1992, s. 59-63 ;İ. KAYABALI, C. ARSLANOĞLU, a.g.e., s.278 vd.

 

[20] Bu Konuda geniş bilgi için bkz. B. KODAMAN, “Avrupa Emperyalizminin Osmanlı İmparatorluğuna Giriş Vasıtaları (1838-1914)”, Milli Kültür II/1 (Haziran 1980), s. 23-34.

 

[21] C. ERGÜL, a.g.e., s.25 vd. ; S. İLHAN, “Türkiye Jeopolitiği ve Jeopolitik Gelişmeler” Tarihi Gelişimi İçinde Türkiye’nin Sorunları Sempozyumu, Dün-Bugün-Yarın, (8-9 Mart 1990), Ankara 1992, s.11.

 

[22]  Bkz. P. IMBERT, Osmanlı İmparatorluğunda  Yenileşme Hareketleri, Türkiye’nin Meseleleri, İstanbul 1981, s. 158-173.;  Ayrıca bu ıslahatların genel bir değerlendirmesi için bkz. E. KURAN, Türk Çağdaşlaşması,  (nşr. M. ERDOĞAN) Ankara 1997; İ. ORTAYLI, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İstanbul 1983.; N. BERKER, Türkiye’de Çağdaşlaşma, Ankara 1973; Ş. MARDİN, Türk Modernleşmesi, Makaleler IV, İstanbul 1991 ; W. R. POLK - R. L. CHAMBERS, Ortadoğu’da Modernleşme, (nşr. İnsan Yayınları) (Baskı yeri ve yılı yok).

 

[23]  Bu protokol için bkz. E.Z. KARAL, Osmanlı Tarihi VIII, Ankara 1988, s.39.

 

[24] Tarihimizde Rumi 1293 yılından mülhem olmak üzere  “93 Harbi” de denilen bu savaş hakkında bkz. E.Z. KARAL, a.g.e., s.14-80.

 

[25] Bkz. F. ARMAOĞLU, a.g.e., Ankara 1997, s. 516-531; A. PALMER, Osmanlı İmparatorluğu, Son Üç Yüzyıl, Bir Çöküşün Yeni Tarihi, İstanbul 1994, s. 172. vd.

 

[26] E. Ziya KARAL, Osmanlı Tarihi VIII, Ankara 1962, s.66.

 

[27] Kemal BEYDİLLİ, “1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşında Doğu Anadolu’dan Rusya’ya Göçürülen Ermeniler”, Belgeler, nu.17 (1988), s.368.

 

[28] K. BEYDİLLİ, a.g.m., s.366.

 

[29] K. BEYDİLLİ, a.g.m., s.3385 vd.

 

[30] D. YALÇIN vd., a.g.e., s.219.

 

[31] Cevdet KÜÇÜK, Osmanlı Diplomasisinde Ermeni Meselesinin Ortaya Çıkışı 1878-1897, İstanbul 1986, s.8-12.

 

[32] A. SÜSLÜ vd., a.g.e., s.91.

 

[33] Ramazan ÇALIK, Alman Kaynaklarına Göre II. Abdülhamid Döneminde Ermeni Olayları, Ankara 2000, s.54.

 

[34] A. SÜSLÜ vd., Türk Tarihinde Ermeniler, s.89.

 

[35] Dönemin Osmanlı-Alman münasebetleri için bkz. İ. ORTAYLI, İkinci Abdülhamid Döneminde Osmanlı İmparatorluğunda Alman Nüfuzu, Ankara 1981, S.28-49; L. ROTHMANN, Berlin-Bağdat, Alman Emperyalizminin Türkiye’ye Girişi, (nşr. R. ZARAKOLU), İstanbul 1962, s.23-44.

 

[36] Bağdat demiryolu meselesi için bkz. M. ÖZYÜKSEL, Osmanlı Alman İlişkilerinin Gelişim Sürecinde Anadolu ve Bağdat Demiryolları, İstanbul 1988.

 

[37] Almanya’nın Doğu politikası karşısında İngiltere, Fıransa ve Rusya’nın takındıkları tavır ve Almanya ile Türkiye’ye Karşı ortak mücadeleleri için bkz.Hans ROHDE, Asya İçin Mücadele Şark Meselesi I. Kitap, (Çev. Binb. Nihat), İstanbul 1932, s.25-75.

 

[38] Bu kışkırtmalara örnek olmak  üzere bkz. T.E. LAWRENCE, Bilgeliğin Yedi Direği, Bir Casusun Anıları, İstanbul 1991;  P. MANSFIELD, Osmanlı Sonrası Türkiye ve Arap Dünyası, (nşr. N. ÜLKEN), İstanbul 1975, s.16-46.

 

[39] Bkz. C. KÜÇÜK, Osmanlı Diplomasisinde Ermeni Meselesinin Ortaya Çıkışı 1878-1897, İstanbul 1986; E. KURAN, “Ermeni Meselesinin Milletlerarası Boyutu (1877-1891)”, Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu İle İlişkileri Sempozyumu (Erzurum 8-12 Ekim 1984), Ankara 1985, s.19-27 ;  K. GÜRÜN, “Dünya Devletleri Politikalarında Ermeni Meselesi”, Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu İle İlişkileri Sempozyumu (Erzurum 8-12 Ekim 1984), Ankara 1985, s.281-284.;H.PEHLİVANLI, Mayevski’nin Doğu Anadolu Raporu, s.49-56, 74vd.

 

[40] Bkz. A. ÇAY, Her Yönüyle KÜRT DOSYASI, İstanbul 1994, s. 1-6; M.S. LAZAREV, Emperyalizm Ve Kürt Sorunu(1917-1923) (nşr. M. DEMİR), s.22-32.

 

[41] Y. KALAFAT, Şark Meselesi ışığında Şeyh Sait Olayı, Karakteri, Dönemindeki İç ve Dış Olaylar, Ankara, 1992, s. 3; Ayrıca “Balkanlaştırma veya Balkanizasyon” tabiri için bkz.  W. M. SLONE, Bir Tarih Laboratuarı Balkanlar, İstanbul 1987, s.45 vd.;  O. SANDER, Balkan Gelişmeleri ve Türkiye (1945-1965), Ankara 1969, s.4, nu: 7; Ali Emiri Efendi, Osmanlı Vilâyât-ı Şarkiyyesi, (nşr.A.YUVALI-A.HALAÇOĞLU) Kayseri 1992, s.13 vd.

 

[42] R. Çalık, a.g.e., s.64.

 

[43] R. Çalık, a.g.e., s.71 vd.

 

[44] Yusuf Ziya BİLDİRİCİ, Adana’da Ermeniler’in Yaptığı Katliamlar ve Fransız-Ermeni İlişkileri, Ankara 1999, s.90.

 

[45] Bkz.Mehlika A. KAŞGARLI, “Haçlı Seferleri ve Ermeniler”, Türk -Ermeni İlişkileri, s.32.

 

[46] M. KAŞGARLI, a.g.m., s.35. Bilindiği gibi bu 4. Haçlı Seferi, zamanın Bizans Başkenti Konstantinopolis’in (İstanbul) işgali ve Latin İmparatorluğunun ilanı ile sonuçlanmıştır.

 

[47] Geniş bilgi için bkz. R., CHESNEY, Rivers Eupharates and Tigris, London 1850.

 

[48] Bu konuda bkz. Dündar AYDIN, “Ermeni Meselesinin Ortaya Çıkmasında Fransa’nın Rolü”, Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu İle İlişkileri Sempozyumu, Ankara 1985, s.285-299.

 

[49] Bkz. Esat URAS, Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İstanbul 1987, s.145.

 

[50] Bkz. Fahrettin LTAY, 10 Yıl Savaş ve Sonrası, İstanbul 1970, s.215.

 

[51] Bkz.  Hamza EROĞLU, Türk İnkılap Tarihi, İstanbul 1982, s.217.

 

[52] Bu konuda bkz. E. URAS, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İstanbul 1987 ; K. GÜRÜN, Ermeni Dosyası, Ankara 1983, s.120-193; A. SÜSLÜ, Ermeniler ve 1915 Tehcir Olayı, Ankara 1990; H. YILDIRIM, Rus-Türk-Ermeni Münasebetleri (1914-1918), Ankara 1990; Bkz. Ali GÜLER, “Ermeni Terör Örgütlerinin Ayrılıkçı Faaliyetleri Karşısında Osmanlı Devletinin Aldığı Tedbirler: 1916 ve 1918 Hukuki Düzenlemeleri.”  Beşinci Askeri Tarih Semineri Bildirileri I (23-25 Ekim 1995-İstanbul), Ankara 1996, s.144 vd.

 

[53] Bu konuda pek çok yayın bulunmakla beraber, ibretle incelenmesi gereken yönleri bulunduğu için bkz. Rus General Mayewski’nin Doğu Anadolu Raporu, Van ve Bitlis Vilayetleri Askeri İstatistiki, (nşr. H. PEHLİVANLI) , Van 1997.

 

[54] Şeyh Sait İsyanı hk. bkz. M. TOKER, Şeyh Said ve İsyanı, Ankara 1968; Y. KALAFAT, Şark Meselesi Işığında Şeyh Sait Olayı, Karakteri, Dönemindeki İç ve Dış Olaylar, Ankara 1992; B. CEMAL, Şeyh Said İsyanı, İstanbul 1995; R. OLSON, Kürt Milliyetçiliğinin Kaynakları ve Şeyh Sait İsyanı 1880-1925, (Çev. B.BERKER – N. KIRAÇ), Ankara 1995.

 

[55] Bu isyanlarda dış güçlerin ve özellikle de İngilizlerin rolü için bkz. B. N. ŞİMŞİR, İngiliz Belgeleriyle Türkiye’de “Kürt Sorunu” (1924-1938) Şeyh Sait, Ağrı ve Dersim Ayaklanmaları, Ankara 1991; R. HALLI, Türkiye Cumhuriyeti’nde Ayaklanmalar 1924-1938, Ankara 1972; A. KABACALI, Tarihimizde Kürtler  ve Ayaklanmaları, İstanbul 1991;  ....

 

[56] M. Kemal ÖKE, İngiltere’nin Güneydoğu Anadolu Siyaseti ve Binbaşı E.W.C. Noel’in Faaliyetleri (1919), Ankara 1968, s.6 vd.; H. ARFA, The Kurds, Oxford 1966, s.26; B. ŞİMŞİR, Osmanlı Ermenileri, Ankara 1986 s. 385 vd.; V.T. MAYÉVSRIY, 19.Yüzyıl’da Kürdistan’ın Sosyo-Kültürel Yapısı Kürt-Ermeni İlişkileri  (nşr. Mehmet SADIK-A.VARLI), (Basım yeri yok) 1997, s.109-224.

 

[57]  Bu husus Sunuş yazısında kısmen reddedilmekle beraber ihtiva ettiği belgelerde açıkça görüldüğü için bkz. Ahmet MESUT, İngiliz Belgelerinde Kürdistan 1918-1958, İstanbul 1992; Ermenilerin yerine Kürtlerin sahiplenilişi hakkında bazı değerlendirmeler için de bkz. M. S. LAZAREV, a.g.e., s. 81-91; M. KOCAOĞLU, Uluslararası İlişkiler Işığında Ortadoğu, Ankara 1995, s.251-306; Ayrıca bkz. R. OLSON, Kürt Milliyetçiliğinin Kaynakları ve Şeyh Sait İsyanı 1880-1925, (Çev. B.BERKER – N. KIRAÇ), Ankara 1995.

 

[58] Azmi SÜSLÜ, Ermeniler ve 1915 Tehcir Olayı, Ankara 1990, s.110; Ayrıca bkz. Esat URAS, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İstanbul 1976, s.618 vd.

 

[59] Bkz. Türk Parlamenterler Birliği’nce 13-14 Nisan 2001 tarihlerinde TBMM’de düzenlenen “Tarih Boyunca Türk Ermeni İlişkileri Sempozyumu” Sonuç Bildirgesi, s.2.

 

[60] Stanford J. SHAW, “The Ottoman Census System And Polulation 1831-1914” International Journal Of Middle East Studies 9, (1978), s.337.

 

[61] Komisyon, Osmanlı Devletinde Azınlıklar ve Arşivlerle Ermeni Meselesi, Minorities In The Ottoman State And Armenian Question According To Archives, (Politika Haber Dergisi Eki, Basım yeri ve yılı yok), s.48

 

[62] A. SÜSLÜ, a.g.m., s.273.

 

[63] Bkz. Azmi SÜSLÜ vd., Türk Tarihinde Ermeniler (Temel Kitap), Ankara 1995, s.302 vd.

 

[64] D. YALÇIN vd., a.g.e., s.221.

 

[65] Osmanlı Devletinde Azınlıklar ve ..., s.56.

 

[66] Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, Belge Yayınları, İstanbul 1987, s. 469-471.

 

[67] Bkz.Altan DELİORMAN, Türklere Karşı Ermeni Komitecileri, İstanbul 1975, s. 31

 

[68]Bkz. Kemal ATATÜRK, NUTUK (1919-1927), Ankara 2000, (Başbakanlık Atatürk Araştırma Merkezi yayını), s.3,4,17,18,61,64,65,67,68,69,70,71,79,82,170,178,197,205,208,211,217,230,260,261,326,330,331,332,333,347,393,397,425,440,509,510,511,514,515,517.

 

[69] Bkz. Gazeteciler Cemiyeti, Terör Örgütü PKK’nın Gerçek Yüzü, Ankara 1994, s.24.

 

[70] Anadolu Ajansı’nın 29.06.1998 tarihinde geçtiği habere göre, Muş’un Kızılağaç Belde Belediye Başkanı M. Şirin YILMAZ, Şemdin SAKIK’ın yakalanması ile ilgili olarak, hemşehrisi bulunduğu SAKIK ile bölücü örgüt başı Abdullah ÖCALAN’ın  Kürt Değil Ermeni asıllı olduğunu ifade etmiştir. Bu yönde başka bir çok yayın da mevcuttur.

 

[71] A.A., 23.06.1998 saat 7.00 tarihli haberi.

 

[72] Bkz. Milliyet Gazetesi, 5 Temmuz 1998.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ERMENİ SOYKIRIMI

 

Osmanli Imparatorlugu'nun çöküntü dönemine girmesini takiben Rusya, Ingiltere, Fransa ve Avusturya-Macaristan Imparatorlugu'nun tesvikiyle, imparatorlugu olusturan milletler birbiri ardina bagimsizlik mücadelesine girismisler ve bunda basari saglamislardir. Bu gelismeler Ermeniler için de örnek teskil etmis, onlar da Osmanlilari parçalamak isteyenlerin maddi ve manevi destegiyle yer yer ayaklanmalar baslatmislardir.

 

Böylece, 19. yüzyilin ikinci yarisindan itibaren bir "Ermeni sorunu"ndan söz edilir olmustur. Bu dönemde dünya güç dengesinde giderek daha önemli bir devlet olarak ortaya çikan Çarlik Rusya'si Osmanli Devleti topraklarini bir dogal yayilma alani olarak kabul etmekte ve Osmanlilarin sirtindan güneyde sicak denizlere açilma hedefini gütmektedir. Bu hedefe ulasmak için kullandigi baslica araçlari savaslarin yani sira, Osmanli yönetimi altindaki Hristiyan toplumlarin hamisi rolünü oynamaktir. Diger taraftan dönemin diger iki baslica gücü olan Ingiltere ve Fransa da Osmanli Ermenilerini Protestanlik ve Katoliklige kazandirmak amacindadir ve bu amaçlar baglaminda, Istanbul'da 1830'da Ermeni Katolik, 1847'de Ermeni Protestan kiliselerini kurdurmuslardir. Rusya, Ingiltere ve Fransa'nin Osmanli Ermenilerine ve diger Hristiyan toplumlara gösterdikleri bu ilginin gerisinde esas itibariyle azinliklari himaye görüntüsü altinda Osmanli Devleti'nin içislerine müdahale edebilmek ve imparatorlugu parçalamak amaci yatmaktadir

 

Boghos Nubar tarafindan Fransa Disisleri Bakani'na gönderilen mektubun kopyasi. (Ilk sayfa tam olarak, ikinci sayfada ise selamlar ve Boghos Nubar'in imzasi görülmektedir).Ermenilere bu güçlerce Dogu Anadolu'da bir Ermenistan devletinin kurulmasi vaad edilmistir. Halbuki söz konusu dönemde bu bölgedeki Ermeni nüfusu bölge genel nüfusu içinde ancak %15 oraninda bir yer isgal etmektedir. Örnegin, en kalabalik olduklari Bitlis'de bile nüfusun 1/3 ünü dahi teskil edememektedirler.

 

Ayastefanos ve Berlin Anlasmalari

 

1877-78 Osmanli-Rus savasinin ardindan imzalanan Ayastefanos Anlasmasi'nin Osmanli Devleti'nce kabullenilmek zorunda kalinan 16. maddesi söyledir:

 

"Ermenistan'dan Rusya askerinin istilasi altinda bulunup Osmanli Devleti'ne verilmesi gereken yerlerin bosaltilmasi oralarda iki devletin dostane iliskilerinde zararli karisikliklara yol açabileceginden, Osmanli Devleti Ermenilerin barindigi eyaletlerde mahalli menfaatlerin gerektirdigi islahat ve düzenlemeyi vakit kaybetmeksizin yapmayi ve Ermenilerin Kürtlere ve Çerkezlere karsi güvenliklerini saglamayi garanti eder".

 

Anlasmanin bu hükmü esas itibariyle bagimsizlik kazanmak isteyen Ermenileri tam anlamiyla tatmin etmemis olsa dahi " Ermeni sorunu"nun tarihte ilk kez bir uluslararasi belgeye yansimasi ve "Ermenistan" diye bir bölgenin varligindan söz etmesi yönlerinden büyük önem tasimaktaydi. Keza 1878 yilinda toplanan Berlin Kongresi sonucunda imzalanan Berlin Antlasmasi'nin 61. maddesi ise Ayastefanos Anlasmasi'nin 16. maddesi yerine su hükmü getirmistir :

 

"Osmanli Hükümeti halki Ermeni olan eyaletlerde mahalli ihtiyaçlarin gerektirdigi islahati yapmayi ve Ermenilerin Çerkes ve Kürtlere karsi huzur ve güvenliklerini garanti etmeyi taahhüt eder ve bu konuda alinacak tedbirleri devletlere bildireceginden, bu devletler söz konusu tedbirlerin uygulanmasini gözeteceklerdir".

 

Berlin Antlasmasi'nin bu hükmü ile Türk - Ermeni iliskilerine yabanci güçlerin müdahale edebilme hakki taninmis olmaktadir.

Ermeni Komiteleri ve isyanlar

 

Berlin Antlasmasi'nin imzalanmasini izleyen dönemde Ermeni sorunu iki yönde gelismistir. Bunlardan ilki, Batili devletlerin Osmanli Imparatorlugu üzerindeki baski ve müdahaleleridir. Sorunun ikinci yönü ise, Anadolu, Suriye ve Rumeli'de yasayan Ermenilerin Anadolu'nun çesitli yerlerinde, özellikle Dogu Anadolu ve Kilikya'da yeraltinda örgütlenmeleri ve silahlanmalaridir.

 

Ilk kiskirtmalar Rusya'dan gelmeye baslamis, Ruslarin bu tutumu Ingiliz ve Fransizlari Ermenilerle daha çok ilgilenmeye sevketmistir. Dogu Anadolu'daki Ingiliz Konsolosluklari'nin sayisi hizla artmis, ayrica bölgeye çok sayida Protestan misyonerler gönderilmistir.

 

Bu kiskirtmalar sonucunda Dogu Anadolu'da 1880'den itibaren çesitli Ermeni komiteleri kurulmaya baslamistir. Ancak, yerel düzeyde kalan bu komitelerin varliklari, Osmanli yönetiminden sikayeti olmayan ve baris ve refah içinde yasamlarini sürdüren Ermeni halkinin büyük çogunlugunun ilgisini çekmekte basarili olamadigindan kisa bir süre sonra sona ermistir.

 

Osmanli Ermenilerini içeride kurulan komiteler yoluyla devlete karsi harekete geçirmek mümkün olmayinca, bu kez Rus Ermenilerine Osmanli topraklari disinda komiteler kurdurtulmasi yoluna gidilmistir. Böylece 1887'de Cenevre'de sosyalist egilimli, ilimli militan Hinçak, 1890 'da ise Tiflis'te asiri, terör, isyan, mücadele ve bagimsizlik yanlisi Tasnak Komiteleri ortaya çikmistir. Bu komitelere Anadolu topraklarinin ve Osmanli Ermenilerinin "kurtarilmasi" hedef ve amaç olarak gösterilmistir.

 

Istanbul'da örgütlenen ve Avrupa devletlerinin dikkatlerini Ermeni meselesine çekerek Osmanli Ermenilerini kiskirtmayi hedefleyen Hinçaklarin baslattigi ayaklanma girisimlerini, aralarinda siyasi mücadele baslayan Tasnaklarinki izlemistir. Bu ayaklanma girisimlerinin ortak özelliklerini, Osmanli ülkesine disaridan gelen komitelerce planlanmis ve yönlendirilmis olmalari ve örgütlenme faaliyetlerinde Anadolu'ya yayilan misyonerlerin büyük katkisindan yararlanmalari teskil etmistir.

 

Ilk isyan 1890'daki Erzurum isyanidir. Bunu yine ayni yil meydana gelen Kumkapi gösterisi, 1892-93'te Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon olaylari, 1894'te Sasun isyani. 1894'te Babiali gösterisi ve Zeytun isyani, 1896'da Van isyani ve Osmanli Bankasi'nin isgali, 1903'te ikinci Sasun isyani, 1905'te Padisah Abdülhamid'e suikast girisimi, 1909'da Adana isyani izlemistir. Isyanlarin Osmanli kuvvetlerince bastirilmasi, dünya kamuoyuna "Müslümanlar Hristiyanlari katlediyor" mesajiyla yansitilmis ve Ermeni sorunu giderek daha genis çapta bir uluslararasi sorun niteligine büründürülmüstür. Nitekim, döneme ait Ingiliz ve Rus diplomatik temsilciliklerinin raporlari, Ermeni ihtilalcilerin hedefinin karisikliklar çikararak Osmanlilarin karsilik vermesini ve böylece yabanci ülkelerin duruma müdahalesini saglamak oldugunu kaydetmektedir ve büyük devletlerin diplomatik ve konsolosluk temsilcilikleri Anadolu'nun her kösesine dagilmis Hristiyan misyonerler ile birlikte Ermeni propagandasinin Bati kamuoyuna iletilmesinde ve benimsetilmesinde büyük rol oynamislardir.

 

Birinci Dünya Savasi ve Sonrasi

 

Osmanlilarin 1 Kasim 1914 tarihinde Ingiltere, Fransa ve Rusya'ya karsi savasa girmesi, Ermeni komitelerince büyük bir firsat olarak görülmüs, Rus saflarina katilan Ermeniler gönüllü alaylar kurarak Rus isgal kuvvetleriyle birlikte Dogu Anadolu topraklarina girmislerdir. Ayrica, Anadolu’nun çesitli bölgelerinde yeni isyanlar çikartilmis, Osmanli kuvvetleri arkadan vurulmus, sivil Türk halki büyük bir katliama maruz kalmistir. Bu katliam yalnizca Türkleri hedef almamis Trabzon civarindaki Rumlar ve Hakkari çevresindeki Museviler de katledilmislerdir.

 

Bütün bunlar olurken, Ingiliz ve Fransiz donanmalari Çanakkale Bogazi'ni zorlamakta, Osmanli ordulari Galiçya'dan Dogu Anadolu ve Irak'a kadar çesitli cephelerde düsman kuvvetleriyle çarpismaktadir.

 

24 Nisan 1915

 

Osmanli hükümeti bu durum karsisinda önce Ermeni Patrigi ile Ermeni toplumunun milletvekilleri ve diger önde gelenlerine Ermenilerin Müslümanlari arkadan vurmaya ve katletmeye devam etmeleri halinde gerekli önlemleri alacagini bildirmekle yetinmis bu sonuç vermeyince, 24 Nisan 1915 tarihinde Ermeni Komiteleri'ni kapatarak yöneticilerinden 235 kisiyi devlet aleyhine faaliyette bulunmak suçundan tutuklanmistir.

 

Disardaki Ermenilerin her yil "Ermeni soykiriminin yildönümü" diye andiklari 24 Nisan, iste bu 235 komitecinin tutuklandigi tarihtir.

 

Yer Degistirme (Tehcir)

 

TEHCIR Karari'nin orijinal metinleriDogu cephesinde Ermeni asilli vatandaslarinin ihanetine ugrayan Osmanli Hükümeti ülke bütünlügüne karsi yöneltilen bu faaliyetlerin engellenmesi amaciyla Ermeni komitelerini kapatmanin ve liderlerini tutuklamanin yani sira Dogu Anadolu'da savas bölgesi hatti içinde kalan Ermenileri 27 Mayis 1915 tarihli bir kanun çerçevesinde imparatorlugun güneydeki savas disi kalan bölgelerine (Suriye'ye) sevketmistir. Ermeni tarihçi Leo'nun da belirttigi gibi, Osmanli Hükümeti "Rus kiskirtmalarina kapilarak ve Rus silahlarina güvenerek karisiklik ve isyanlar çikaran Ermeni komiteleri karsisinda kendi varligini korumak hakkini kullanmistir". Tehcir uygulamasi Ermeni çevreleri ve hasim devletlerce "Ermeni katliami" olarak adlandirilmis ve Osmanlilara karsi büyük bir propaganda kampanyasi baslatilmistir. Oysa tehcir güvenlik nedenleriyle belirli bir grubun belirli bir yerde ikamete mecbur edilmesi uygulamasindan ibarettir. Savas halinde düsman ile isbirligi yaptigi sabit olmus ve üstelik bu isbirligini bir iftihar vesilesi olarak gören topluluklarin zararli faaliyetlerinin önlenmesi bakimindan belirli bir yerde ikamete mecbur edilmesinin devletin en dogal haklarindan biri sayilmasi gerekir. Bu önlem ülkesinin güvenligi ve toprak bütünlügü açisindan benzer tehlikelerle karsilasan tüm devletlerin basvurdugu bir uygulamadir. Basta ABD olmak üzere Ikinci Dünya Savasi'nda bile çok sayida devlet tarafindan ayni önleme basvurulmustur

 

Ermenilerin Verdigi Kayiplar

 

Ermenilerin Dogu Anadolu'daki çarpismalar ve tehcir sirasinda kayiplar verdikleri dogrudur. Bunu kimse inkar etmemektedir. Bir dünya savasi ve ayaklanma kosullarinin olusturdugu genel asayissizlik ortami ve kisisel kin ve intikam duygulari içinde, tehcir sirasinda kafileler bazi saldirilara ugramistir. Osmanli Hükümeti bu durumu elinden geldigince önlemeye çalismis ve sorumlulari da cezalandirmistir. Osmanli Hükümeti'nin yayinladigi çesitli emirlerde, nakledilen Ermenilerin can ve mal güvenliginin saglanmasi, iase ve ibate ihtiyaçlarinin devletçe karsilanmasi, kafilelerin güvenliginin özel görevlilerce temin olunmasina iliskin ayrintili hükümler bulunmaktadir. Bu emirlerden halen yabanci ülkelerin arsivlerinde de mevcut olan bazilari söyledir:

 

"Nakli gereken Ermenilerin yeni yerlesme bölgelerine hareket ettirilmeleri ve yolculuklari sirasinda rahatlari saglanmali, canlari ve mallari korunmalidir. Varislarindan yeni yurtlarina tamamiyla yerlesmelerine kadar iaseleri mülteci tahsisatlarindan karsilanmalidir. Bunlara daha önceki mali durumlari ve hali hazir ihtiyaçlarina göre mal ve toprak dagitilmalidir, ihtiyaç sahipleri için evler yapilmali, çiftçi ve ihtiyaç sahibi zanaatkarlara tohum, alet ve teçhizat temin edilmelidir."

 

"Bu emrin tamamiyla Ermeni isyanci komitelerinin genislemesine karsi bir önlem olmasi nedeniyle, Müslüman ve Ermeni gruplarinin karsilikli katliama girismelerine yol açacak sekilde yerine getirilmesinden kaçinilmalidir."

 

"Yeniden yerlestirilen Ermeni gruplarina refakat etmek üzere özel görevliler temini için düzenlemeler yapilacaktir."

 

"Yoksul göçmenlere yeterli yiyecek verilmeli ve saglik durumlari her gün doktor tarafindan denetlenmelidir. Hasta, kadin ve çocuklar trenle, digerleri ise dayanikliliklarina göre katirla, araba içinde veya yaya olarak gönderilmelidir. Kamplarda veya yolculuk sirasinda göçmenlere karsi bir saldiri vuku bulursa, bu saldirilar derhal püskürtülmelidir."

 

Öte yandan, savas günlerinin güç kosullarini, araç, yakit, gida, ilaç ve diger imkanlarin yetersizligini, agir iklim sartlarini ve tifüs gibi salgin hastaliklarin yol açtigi tahribati da göz önünde tutmak gereklidir. Örnegin 90.000 kisilik bir Osmanli kolordusunun Dogu cephesinde sirf soguk ve salgin hastaliktan kirildigi unutulmamalidir. Cephelere uzak bölgelerde, hatta Istanbul'da günün kosullari altinda dahi büyük sikintilar çekilmistir. Bu güçlükler sadece Ermeniler için degil, tüm Osmanlilar için esit ölçüde geçerlidir. Ugranilan acilar herkes için ortak acilar olmustur.

 

Sevr ve Lozan Andlasmalari

 

Osmanli Devletinin savastan yenik çikmasiyla imzalanan Sevr Andlasmasi Ermenileri bir kez daha umutlandirmistir. Bu Andlasmada Ermenistan'in özgür ve bagimsiz bir devlet olarak taninmasi öngörülmekteydi. Sinirin tesbiti ise ABD Cumhurbaskani Wilson'in takdirine birakilmaktaydi.

 

Sevr Andlasmasini geçersiz kilan ve Türkiye Cumhuriyetini kuran 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Andlasmasinda ise Ermeniler hakkinda hiçbir hüküm yer almamaktadir. Esasen, Lozan Andlasmasindan önce 16 Mart 1921'de SSCB ile imzalanan Moskova Anlasmasi Türk-Rus sinirini çizmis, bu sinir Kafkasya'da Erivan merkez olarak kurulan Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti tarafindan da 13 Ekim 1921 tarihli Kars Anlasmasi ile kabul edilmistir. Ermeni toprak talepleri böylece tarihe gömülmüstür.

 

ERMENI TERÖRISTLERCE ÖLDÜRÜLEN TÜRK DIPLOMATLAR

 

Sözde Ermeni soykirimi ve iddialari için yurtdisinda Türkiye Cumhuriyetini temsil eden çok sayida diplomat ve görevli Ermeni teröristlerce katledilmistir.

 

Ermeni teröristlerce öldürülen Türk diplomat ve görevlilerinin listesi asagida sunulmustur :

 

Sehit Türk Diplomat, Görevli ve Vatandaslar    

Tarih  DateSehir    City / Görev          Name

27.01.1973  Santa Barbara       Konsolos General ConsulBahadir DEMIR  

22.10.1975  Viyana         Wien / Büyükelçi   Danis TUNALIGIL       

24.10.1975  Paris  Büyükelçi soförü   DriverTalip YENER       

16.02.1976  Beyrut         Baskatip      Oktar CIRIT        

09.06.1977  Vatican City          Büyükelçi    Taha CARIM       

02.06.1978 Madrid        Büyükelçi    Necla KUNERALPE     

12.10.1979  Lahey          Büyükelçi Oglu     Ahmet BENLER  

22.12.1979  Paris  Turizm Müsaviri    Yilmaz ÇOLPAN 

31.07.1980 Atina  Athens Idari Atase          Galip ÖZMENA   

31.07.1980 Atina  Idari Atase Kizi     Neslihan ÖZMEN 

17.12.1980  Sydney        Baskonsolos         Sarik  ARIYAK   

17.12.1980  Sydney        Güvenlik Atasesi   Engin SEVER      

28.01.1982 Los Angeles          Baskonsolos         Kemal ARIKAN   

07.06.1982  Lizbon        Idari Atase   Erkut AKBAY     

27.08.1982 Ottawa        Askeri Atase Albay         Atilla ALTIKAT   

28.04.1984  Tahran        Sözles.Sek. Elçi    Isik YÖNDER     

07.10.1991 Atina  Basin Atasesi        Çetin GÖRGÜ     

11.12.1993  Bagdat        Idari Atase   Çaglar YÜCEL    

04.07.1994  Atina Müstesar     Haluk SIPAHIOGLU     

 

 (Öldürülenlerin hepsi bu listede yok bunlar sadece birkısmıdır)

 

Temel Kaynaklar

 

Orly Saldirisi Davasi

Terörist Attack At Orly, SBF Yayinlari

Ermeni Terörünün Tarihçesi, Enver Yararbas, 1985

Tarihin Isiginda Ermeni Dosyasi, Cemal ANADOL, Istanbul - 1982

Katliam Efsanesi, Anadolu Basin Bildirisi Genel Merkezi Yayinlari, Ankara - 1987

Bir Terör Efsanesi, Erich FEIGL, Istanbul - 1987

Izmir Ermeni Ihtilal Komitesi ve Terörü, Hayri Mutluçag

The Armenian Murders in Our Century, Anadolu Basin Birligi Yedekteki Taseron : Asala

Armenian Atrocities and Terrorism, Assembly of Turkish American Association

Ermeni Terörü, Mehmet Ali Birand, 1983

Osmanlidan Günümüze Kadar Vesikalarla Ermeni Terörünün Kaynagi. Alper Gazigiray, l982

Ermeni Kilisesi ve Terör, Erdal Ilter , 1996

Dünyada Ermeni Faaliyetlerinin Görünüsü, Disisleri Bakanligi, 1970

Dünyada Ermeni Faaliyetleri, Disisleri Bakanligi 1970

 

VAN ERCIS ÇAVUSOGLU SAMANLIGINDA KATLIAMA MARUZ KALAN TÜRKLER

 

Çavusoglu Samanligi denilen mevkide bir evin temel hafriyati yapilirken büyük bir tesadüf eseri bulunan insan iskeletlerini antropolojik açidan incelemek üzere teslim alip Hacettepe Üniversitesi'ndeki laboratuvarimiza götürdüm. Bilindigi gibi, Antropoloji bilim dali gelistirdigi bir takim teknik ve yöntemlerle insan iskeletlerinde ölüm yasini, cinsiyeti, ölüm nedenlerini, hastaliklari ve daha birçok bilgileri elde etme imkâni vermektedir. Ayrica kafataslarindan hareketle irk tayini de yapilmaktadir. Incelemeye aldigim iskelet kalintilarinda bas ve gövde kemikleri arasinda eslestirmeye gitmek mümkün olmadi. Bu nedenle, birey sayisini sadece kafataslarina göre yaptik ve her kafatasina ayri bir numara verdik. Daha dogrusu her bireyin ayri bir antropolojik kimligi oldu. Buluntular arasinda 5 kadin ve 4 erkek tesbit ettik. Bireylerin öldükleri esnada kaç yasinda olduklarini gösteren en önemli kriter kalça kemigindeki symohysis pubis adli kisimdir. 7 kiside bu bölge korunmustur. Çavusoglu Samanligi'nda bulunan iskeletlerin yas dagilimini asagidaki sekilde tesbit ettik:

 

Kadin (P6) ...............17-18 yas

Erkek (P7) ................17-18 yas

Kadin (P4) ................18-19 yas

Kadin (P3) ................27-30 yas

Erkek (P2) ................35-40 yas

Kadin (P1) ................39-44 yas

Erkek (P5) ................50 yas (asagi yukari)

Çocuk (D1)...............15 yas (asagi yukari)

 

Yas ve cinslerini belirttigimiz bu iskeletlerin asil ilginç olan ortak bir yönleri vardi. O da, hepsinin kafataslarinda kesici aletlerin biraktigi darbe izlerinin bulunmasidir. Daha açikçasi iskence ile öldürülmüs olmalaridir.

I. Kafataslarindaki kesme izleri:

 

No.1) Kadin: Kafatasinda kesici bir cismin yol açtigi iki yarik bulunmaktadir. Bunlardan birisi sag parietalde bulunur. Uzunlugu 42 mm'dir. Ikincisi yine sag parietal üzerinde, basin biraz arkasinda olup 36 mm uzunlugundadir.Beyin hedef alinarak indirilen bu darbeler sonucu olay yerinde öldügü anlasilmaktadir.1No.2) Kadin: Basinda dört kesme izi tesbit ettik. Birincisi sol parietal üzerinde olup 95 mm uzunlugundadir. Kesici alet kafatasini yarip beyne kadar girmistir. Ikinci yarik her iki parietal üzerinde yer alir. Basin tepesine indirilen kesici bir cisim (bir balta olabilir) kafatasini parçalamis, büyük bir olasilikla beyni de dagitmistir. Böyle bir saldiri bireyin o anda ölmesi için yeterlidir. Üçüncü darbe yine sol tarafta, parietale isabet etmis. Bu yarik birincinin yaklasik 12 mm arkasindadir.

 

2Açilan yarigin uzunlugu 48 mm, genisligi ise 19 mm'dir. Kesilen kisim bir mekigi andirmaktadir. Basa indirilen dördüncü darbe ise üçüncüyle ayni dogrultuda ve onun hemen arkasindadir. Yarigin yarisi oksipital kemik üzerindedir.No.3) Erkek (resim:2a): Basinda en çok kesme izi tesbit ettigimiz kisilerden biridir. Birinci darbe sol kulaga isabet etmis; kesici alet mastoid çikintiyi kökünden koparmis, oksipitali de hafifçe siyirmistir. Ikinci darbe sol göze rastlamis ve proc.frontalis üzerinde derin bir kesme izi birakmistir. 75 mm uzunlugundaki üçüncü darbe ise sol parietalde görülür. Beyne giren kesici alet sol tuber parietal'den sutura lambdoidalis'e kadar uzanan bir yariga yol    

 

 

 

3Darbenin siddetinden kafatasinda çatlaklar olusmustur. Basin tepesine indirilen dördüncü darbe sagital dikisi kesmistir. Kesme izi 48 mm uzunlugundadir. Kesici aletin yol açtigi besinci darbe ise yatay planda olup sag parietal'i sagital dikise yakin kisimdan siyirip götürmüstür. Kesici alet, ayrica sol zygomatike de isabet etmis, bu bölgede zygomatikle beraber üst çene kemiginin bir kismini da kesmistir. Birey ayni zamanda atese atilip yakilmistir.No.4) Erkek (resim:3): Beyne bir kesici cisimle üç ayri darbe indirilmis. Ilki sag parietale dikey yönde isabet etmis, uzunlugu 37 mm olan kesme izi, ikincisi sol parietal ve frontal üzerinde yatay yönde bir yariktir. Kesme izi 92 mm. uzunlugundadir. Üçüncü darbe yine sol parietale isabet etmis, uzunlugu 49 mm, genisligi ise 21 mm olan bir yarik meydana getirmistir.

 

4Kesici alet tabula externa'yi siyirip götürmüstür. Basa yönelik bu darbeler bireyin derhal ölmesine yol açmistir. Bir önceki birey gibi, bu da öldürüldükten sonra yakilmistir.No.5) Kadin (resim:4): Basinda dört kesme izi tesbit ettik. Birincisi frontal bölgede ve 28 mm uzunlugunda, fazla derin olmayan bir yarik. Ikincisi basin tepesinde, her iki parietal üzerinde ve 77 mm uzunlugunda, oldukça derin bir yariktir. Kadinin o anda ölmesi için yeterli darbe. Üçüncü darbe de ölümcül nitelikte, sag kulaga isabet etmis, mastoid kismi kökünden kesip götürdügü gibi alt çene kondilini de kismen kesmis. Dördüncü kesme izi sag üst çenenin ön alveoler kismini ilgilendirmektedir. Kesici cisim burada kemigi kesmekle kalmamis, üst ikinci küçük azi disinin tacinda tahribata yol açmistir.

No.6) Erkek (resim:5): Basinda dört yarik olan eriskin. Birincisi 57 mm uzunlugunda, 14 mm genisliginde oldukça derin olup sol parietal üzerindedir. Bu bölgede kesici alet beyne kadar girmistir. Yarigin ön kisminda sagital dikis tarafindan 23 mm uzunlugunda bir kesme izi vardir. Ikinci darbe izi sag parietal üzerinde ve sagital dikisin ortasindadir. 29 mm uzunlugunda ve 28 mm genisligindeki bu kesme izi yatay ve oblik yönlerde iki ayri yarik tarafindan kesilmistir. Bunlardan biri 43 mm, digeri 42 mm uzunlugundadir. Üçüncü darbe ise sag parietale isabet etmis olup, parietal deligin birkaç mm önünde, oblik bir yönde uzanir. Dördüncü darbe bir kesici aletten ziyade, sagital dikise yakin kisimda bu erkegin basina sivri bir cisimle vurulmus, belki de böyle bir aletle iskence yapilmistir.

No.7) Erkek (resim 6): Kesici bir cisimle tam 5 ayri darbe almis. Ilki sol kulak bölgesine isabet etmis; saldiri aleti mastoid çikintiyi tümüyle kesip götürmüs. Hatta zygomatik kemerin kökü de kesilmis. Sol kulak köküne kesici aletle arka arkaya iki darbe indirilmistir. Bu darbeler sonucu kisi aninda ölmüstür. Ikinci kesme izi sag parietalin lambda dikisine yakin kisimdadir. Kismen yatay planda olan yarik 41 mm uzunlugundadir. Bu üçüncü kesme izi iki lambda dikisi arasinda, oksipital üzerinde ve 44 mm uzunlugundadir. Besinci kesme izi de basin arkasindadir ve 53 mm uzunlugundadir.

No.8) Kadin: 15 yaslarinda ölen bu kiz çocugunun basinda üç kesme izi vardir. Ilki sag parietal üzerinde, 50 mm uzunlugunda ve beyne kadar giren derin bir yariktir. Ikinci kesme izi ise birinciye dikey konumda ve 20 mm uzunlugundadir. Üçüncü yarik basin arkasindadir. Bu kiz çocugu öldürüldükten sonra ayrica yakilmistir.

No.9) Kadin: 17-19 yaslarinda ölmüs. Kafatasinda korunan kemikler üzerinde herhangi bir darbe izi yok. Oksipitalin önemli bir kismi kopmus ve kaybolmus. Ölüm nedeni hakkinda bir sey söyleyemiyoruz.

II. Iskeletlerde irk teshisi:

Kafatasinda ölçü, endis ve morfolojik gözlem yoluyla irk belirlenebilir. Ancak, her irk grubu içinde bazi varyasyon durumlarinin oldugunu da unutmamaliyiz. Antropometri tekniginin bize sundugu bilgilerin isiginda Çavusoglu Samanligi'ndan çikarilan iskeletleri inceledik. Buna göre önemli bir irksal ölçüt olan kafatasi endisini 8 kafatasinda hesapladik. Buldugumuz degerler 76 ile 89 arasinda degisir. O halde, 4 birey mezosefal, digerleri ise brakisefal gruba girer. Dolikosefal yapiya hiçbir kafatasinda rastlamadik. Anadolu'da Alpin irk tipi oldukça yaygin olup bu irka brakisefal tipler girdigi gibi, mezosefaller de girmektedir. Elimizdeki iskeletlerin biri hariç hepsi de Alpin irkina girer. Anadolu Türklerinin çogunlukla bu irk içinde yer aldigini hatirlatmak gerekir. 17-19 yaslarindaki genç bir kadin ise bu gruba girmez; Dinarik irkin Armenoid adi verilen dogu varyetesine girer.

Boylari hesaplarken Trotter ve Gleser'e ait regresyon denklemlerini kullandik. 3 kadinda 152,9 cm, 159,2 cm ve 168,2 cm degerlerini bulurken; 3 erkekte de sirasiyla 170,1; 172,4 ve 173,5 cm degerlerini bulduk.

Çavusoglu Samanligi'nda iskeletlerle birlikte ayrica 1 gömlek dügmesi, kesici bir yapiya sahip demir parçasi ve bir üst çene parçasi bulundu. Gülhane Tip Akademisi Dishekimligi Fakültesi'nden Prof.Dr.Ilter Uzel'in verdigi bilgiye göre üst total protez fragmani sag arka tarafa aittir. Protez kauçuktan, disler ise porselendir. Protez, 1900'lü yillarin basinda maddi durumu iyi olan kimselerce kullanilirdi. Protez üzerindeki nikotin lekeleri bir erkege ait oldugunu akla getirmektedir. Bu tip porselen, 1915-1925 yillari arasinda kullanilmis olup SSN (ABD) firmasinin ürünleridir. Iskeletlerin ait oldugu devir de böylece belirlenmis olmaktadir.

III. Uzun kemiklerdeki yaralanma izleri:

Kafataslarinda bu kadar çok kesme izine rastlanmis olmasina ragmen, kol, bacak ya da gövdenin diger kisimlarinda yok denecek kadar az darbe izi bulunmaktadir. Tabii ki bir kisi öldürülmek isteniyorsa, ilk saldiri noktasi bas, dolayisiyla beyindir.

Bir eriskinin sol humerus'unda gövde ortasinda ve dis tarafta 3 kesme izi vardir. Kemik yanma izi gösterir.

Bir kadina ait sag tibia kemiginde gövde üzerinde, ön yüzde derin bir kesme izi yer alir.

Bir erkege ait sag tibia'da alt kisma yakin yerde iç tarafta yine oldukça derin bir kesme izi saptadik.

IV. Genel sonuç ve degerlendirme:

Çavusoglu Samanligi'nda (Ercis ilçesi) tesadüfen ortaya çikan ve üzerinde ayrintili antropolojik inceleme yapilan iskeletlerin ait oldugu ve çogunlugu genç olan insanlar, bilinçli olarak katledilmis, bir kismi da yakilmistir. Alpin irk tipine, özellikle Anadolu söz konusu edildigine göre, Türklere ait olmasi güçlü bir olasilik olan bu bireylerin karsilastigi bu tüyler ürpertici saldiri ve iskenceler yörede yasayan canli sâhitlerin anlattiklarini da bir bakima destekler niteliktedir. Tarih simdi tersine dönmekte; katledilenlerin Ermeniler degil Türkler oldugu açikça ortaya konmus olmaktadir.

Prof Dr. Metin ÖZBEK Antropolog

 

KARS SUBATAN TOPLU MEZAR KAZISI 1915-1918 yillari arasinda Dogu Anadolu'da meydana gelen aci olaylari gerçek yönleriyle ortaya koymayi amaçlayan toplu mezar kazilarindan birisi de Kars-Subatan'da yapildi (Çizim 1). Kars'in yaklasik 28 km. dogusunda Türkiye-Rusya sinirindaki Ani Ören yeri yakininda yer alan Subatan köyündeki toplu mezarin açimi, "Yakin tarihimizde Kars ve Dogu Anadolu" Sempozyumu'nun ardindan 20.6.1991 günü gerçeklestirildi.

 

 

 

 

 

1918'de Ermenilerin bölgeden çekilmesi sirasinda diger bir çok merkez gibi Ermeni çetelerinin saldirisina ugrayan Subatan köyü, Ani yolu üzerinde Büyük ve Küçük Yahni tepelerinin güneyindedir. Bugün yaklasik 20-30 hanelik Müslüman nüfusu barindiran Subatan köyündeki kazi çalismalari, olaylari yasayan (görgü taniklarindan 120 yasindaki Fâriz Öztürk ile 95 yasindaki Duraga Öztürk'ün) sözlü ifadeleri dogrultusunda, köyde belirlenen dört ayri toplu mezar yerinden Köseogullari mahallesindeki merekte (samanlik) açilan 8x10 m.'lik açmada yürütüldü (Çizim 2). 4x5 m.'lik dört ayri kareye ayrilan alanda ilk çalismalar A-l açmasinda baslatildi. Önce genis yüzeyde sürdürülen kazi daha sonra A-l ve B-l açmalarinin iç kesisim noktasinda yogunlastirildi. Üstteki 40 cm.lik dolgu topragin kaldirilmasindan sonra ilk iskeletlerle karsilasildi. Karisik olarak in-situ malzemeyle birlikte ele geçen iskeletlerin çogunlugunun 0-1 yas arasi çocuklara ait oldugu izlendi. A-l açmasinda yaklasik 80 cm. derinlikte ele geçen bir iskelet grubu oldukça ilginç bir yapi gösteriyordu. Kuzey-Güney dogrultusunda konumlanan bu iskeletler bir ana ve kiz çocuga ait olmaliydi. Kadin sag yani üzerine düsmüs ve sol koluyla kucagindaki çocuga sarilmistir. Kadinin kafatasinda belirlenen iki darbe izi, bunlarin özellikle kafalarina vurulan olasilikla balta ya da kesici aletlerle katledildigini gösterir niteliktedir. Ilk harekette fazla etkili olmayan balta, ikincisinde kafatasini derinlemesine ikiye ayirmistir. Gerek kadin ve gerekse çocugu üzerindeki giysilerle gömülmüstür. A-l açmasinin güney kösesinde ele geçen bir baska iskelet grubunun sadece çok az bir kismi açilabilmistir. Bunlardan anlasilabildigince cesetler yine gelisi güzel yatirilmislardir. Buradaki ilk çalismalar sonrasinda 12 çocuk ve 3 yetiskin iskeleti ortaya çikarilmistir. Kazi sirasinda ele geçen diger buluntular arasinda iç giysisi ve ipekli elbise parçalari, bir kemere ait madeni toka, iki çift küpe, küçük bir kolyeye ait çok sayida renkli boncuk, madeni zincir, giysi dügmeleri, oldukça paslanmis bir bakir sikke ve yer yer çürümüs ahsap hatillar bulunmaktaydi. Bu buluntular, Kars Müzesi'nde açilan Katliâm Bölümü'nde sergilenmeye alindi.

 

Olaylarin görgü taniklarindan Fâriz Öztürk ve Duraga Öztürk'ün arsiv belgeleriyle desteklenen ifadelerine göre, 25 Nisan 1918'de Ermenilerce yapilan katliâm su sekilde meydana gelmistir: Kars ve Sarikamis'tan geri çekilen Tasnak-Ermeni çeteleri, o zamanlar Türk, Ermeni ve Rumlar'in birlikte yasadigi Subatan köyüne de saldirirlar. Her yana gelisigüzel ates açan çeteciler, ele geçirdikleri köylüleri de bulunduklari yerde acimasizca öldürürler.

 

 

 

25 Nisan 1918 Suabatan Köyünde Çekilmis FotografArsiv belgelerinden elde edilen fotograflara ve kazi sonrasi ulasilan bulgulara göre kafalarina baltalarla vurularak veya karinlarina süngü sokularak öldürülen kadin ve çocuklarla yasli erkekler sokaklarda birakilir

 

 

 

Kazi Çalismalarindan GöüntülerArsiv belgelerinden elde edilen bilgilere göre Subatan köyünde toplam 570 kisinin katledildigi ifade edilmistir. Ermeni çetelerinin çekilmesinin ardindan bölge yeniden Türk askeri birliklerinin eline geçer. Sokaklarda kokmakta ve köpeklerce yenilmekte olan katledilmis insan cesetleri, sag kalanlar ve askerler tarafindan köyün belirli noktalarinda toplanarak samanliklara (merek) doldurulur. Dönemin imkânsizliklari ve ölü sayisinin çoklugu nedeniyle defin için bir "mezar" olarak düsünülen samanliklar "dam çöktürme" yoluyla da bu masum insanlara birer "toplu mezar" olur. Subatan'da bulunan üç ayri mezar yerinden Köseogullari mahallesindeki saman damin 180'in üzerinde, Tiptip sokaginda 257'nin üzerinde çocuk ve Köy Camii'nin güneyindeki merekte 350'nin üzerinde sehidin gömülü oldugu arsiv belgeleri ve tanik ifadeleriyle belirlenmistir.

Prof. Dr. Cevat BASARAN Arkeolog

 

ASALA ve Digerleri

Ermenistan ve Terör

 

9-10 asir boyunca Türklerle birlikte rahat ve sükun içinde yasayan ve Osmanli Devleti'nde oldukça zengin bir tabakayi meydana getiren Ermenilerin tutumlari; 1877 - 1878 Osmanli Rus savaslarinda Osmanlilarin yenilmesiyle, 3 Mart 1878 tarihinde Ayastefanos Antlasmasi ve 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin Antlasmasi imzalaninca degismistir. Bu anlasmalardan sonra Rusya'nin ve bazi Avrupa devletlerinin kiskirtmasiyla Ermeniler süratle örgütlenerek, bagimsiz bir Ermenistan Devleti kurmaya yönelmislerdir

 

Rusya, Kafkasya'da çaglardan beri devam eden milli politikasi geregi, Türkiye ile Kafkasya'daki Azerbaycan'in arasina uydu görevini yürütecek bir Ermeni Devleti yerlestirerek, irtibatlarini koparmak istemistir. Bu amaçla, Rusya'nin Bolsevik Lideri Lenin, 18 Aralik 1917'de tayin ettigi Kafkasya Komiseri Ermeni asilli Stepan Salimyan'a 30 Aralik 1917 tarihli Kararname ile, o sirada Rus isgali altinda bulunan Dogu ve Güney Kafkasya'da Sovyetler Birligine bagli bir Ermenistan Devleti kurma yetkisini de vermistir. 27 Nisan 1920'de Bolsevik hakimiyetinin tesirinden sonra Güney Kafkasya ve Azerbaycan'da; Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri ile Nahcivan Özerk Eyaleti ve Karabag özerk bölgesi kurulmustur. Ermenistan, kagit üzerinde sinirlari çizilen bir devlete böylece sahip olmustur. Milliyetçilik ve yayilmacilik duygulari iyice kabartilan ve kiskirtilan Ermeniler, Sovyetler Birligi'nin dagilmaya baslamasindan sonra 23 Agustos 1990 tarihinde bagimsizliklarini ilan ederek Büyük Ermenistan'i kurma hayaliyle komsularina saldirmaya baslamislardir.

 

1915 yilinda; 1. Dünya savasi sirasinda Türkleri arkadan vuran Ermeniler, Büyük Ermenistan'i kurma hayalindeki Ermeniler, bu bahaneyle Türkiye'den tazminat, soykirimi kabul ve toprak talep etmislerdir. Bu amaçla, 1937-1986 yillari arasinda organize terör faaliyetleri ile yurtdisindaki temsilci ve temsilciliklerimiz ile yurtiçindeki kuruluslarimiza saldirida bulunmuslar ve isteklerinin yerine getirilmesini istemislerdir.

 

Son yillarda terör faaliyetleriyle isteklerini gerçeklestiremeyeceklerini anlayan Ermeniler, 1986'dan sonra siyasi platformda Türkiye'ye baski uygulamayi ve Kürdistan hayaliyle ülkemizi bölmeyi amaç edinen PKK terör örgütüne her türlü destegi vererek, ülkemizin parçalanmasina yardimci olup bu yolla toprak talebini gerçeklestirmeyi hedeflemistir.

 

Ermenistan'in, özellikle ülkemiz sinirina yakin yerlesim yerlerinde PKK terör örgütüne lojistik ve militan destegi sagladigi, kendi sinirlari içinde de kamp yerleri kurdurdugu, PKK terör örgütünün içerisinde üst seviyede Ermeni asilli subaylarin bulundugu tespit edilmistir.

Ermeni Terörizmi;

 

Gurgen (Karekin) Yanikan adli bir yasli Ermeninin 27 Ocak 1973'de ABD'nin Santa Barbara kentinde, Los Angeles Baskonsolosumuz Mehmet BAYDAR ile Konsolos Bahadir DEMIR'i katletmesiyle baslayan "Bireysel Ermeni Terörü "nü 1975'den itibaren "Örgütlü Ermeni Terörü " izlemis ve yurtdisindaki görevlilerimiz, elçiliklerimiz ve kuruluslarimiza yönelik Ermeni saldirilari, kisa sürede hizli bir tirmanma göstererek yogunluk kazanmistir.

 

21 ülkenin 38 kentinde, degisik türde 110 saldiri olayi olmustur. 110 saldiridan 39'u silahli, 70'i bombali, biri de isgal seklinde olmustur. Bu saldirilarda 42 diplomat Türk vatandasi ile 4 yabanci hayatini kaybetmis, 15 Türk ve 66 yabanci uyruklu sahis yaralanmistir.

 

Saldirilari yillar itibariyle inceledigimizde; Ermeni teröründe 1979 yilindan itibaren büyük bir artis görülmektedir.

 

Ermeni terör örgütleri aktif olarak devam ettikleri terör eylemlerine 1986 yilindan sonra son verip Ermenilik konusunu uluslararasi platformlara tasimislardir. Ayrica, Güneydogu Anadolu'da faaliyet gösteren PKK terör örgütüne lojistik ve militan destegi saglayarak faaliyetlerine devam etmektedirler.

 

 OSMANLI-ERMENI ILISKILERI Osmanli Devleti'nin ilk kurulus yillarinda Ermeniler, genellikle Çukurova'da ve Dogu Anadolu ile Kafkasya bölgelerinde küçük prenslikler ve beylikler halinde veya daginik bir vaziyette, Iran ve Bizans, Gürcü, Selçuklu Devletleri ve diger küçük devlet ve beyliklerle karisik bir durumda ve bunlara tâbi bir halde bulunuyorlardi.

 

Ermenilerin Osmanlilarla ilk iliskileri, çok azinlikta bulunduklari Anadolu'nun bati bölgesinde baslamistir. Osman Gazi 1324 yilinda Bursa'yi devlete merkez yaptiktan sonra, Kütahya'daki Ermenilerin çogunlugu ve Ermeni ruhani reisligi Bursa'ya nakledilmistir.

 

Krikor Amira Balyan'in Insa Ettigi Nusretiye Camii (1835)

Fatih Sultan Mehmet 1453'de Istanbul'u aldiktan sonra sirf kendi tesebbüsü ile Ermenilerin Bursa'daki ruhani reisi Hovakim'i Istanbul'a getirerek, Rum Patrikligi'nin yaninda, bir de Ermeni Patrikligi'ni 1461'de kurdurmus ve Ermenileri de bu Patrik ile idare ettirmistir. Yavuz Sultan Selim'in 1514-1516'da Güney Kafkasya ve Dogu Anadolu'yu fethetmesiyle buradaki Ermeniler de ayni cemaat bünyesine dahil edilerek Istanbul Patrikligi'ne baglanmislardir.

 

Tarihlerinde hiçbir devletten ve hükümdardan görmedikleri ilgiyi Osmanli Devleti'nden gören Ermeniler, Osmanli Devleti'ne ve Türk milletine samimi olarak baglanmislardir. Bu yüzden kisa bir süre içinde muhtelif yerlerden Istanbul'a göçen büyük bir Ermeni cemaati, dünyanin en müreffeh cemaatlerinden birisi haline gelmistir.Istanbul'daki

 

Ermeni Protestan Kilisesi

Fatih Sultan Mehmet'ten, Sultan II.Mahmud'a kadar üçyüzelli senelik süre içinde Hristiyanlarin ve bu arada Ermenilerin de dini ve toplumsal islerine kesinlikle karisilmamistir. Amira denilen bankerlerden, tüccarlardan ve devlet memurlarindan olusan Ermenilerin yardimiyla birçok okullar, matbaalar, kütüphaneler açilmis, ayni zamanda birçok Ermeni genci ögrenim yapmak, sanat ögrenmek için Avrupa üniversitelerine, okullarina gönderilmislerdir. Halbuki bu haklardan o dönemde Rusya idaresinde bulunan Ermeniler yararlanamiyordu.

 

Ermeni Patrigi Nerses 1876 yilinda Vatandaslik Meclisi Surasi'na sundugu mektubunda "Sayet günümüze kadar Ermeni milleti, millet olarak muhafaza edildiyse ve inancini, kilisesini , dilini, tarihi ve kültürel degerlerini muhafaza ediyorsa, tüm bunlar Türk Hükümeti'nin Ermeni milletine gösterdigi himaye, yardim ve hayirseverlik sayesindedir. Kader Ermenileri Türklere baglamistir. Bundan dolayi Ermeniler, devletin savas ve agir imtihan günlerinde buna kayitsizca davranamaz. Aksine her zaman olduklari gibi ona yardim etmeye mecburdur. Vatanini seven Ermeni, devlete yardim ederek, Ermeni milletinin hizmet ve yardiminin en iyisini görecektir" demektedir. Görüldügü gibi Ermeni Patrigi de Ermenilerin Osmanli Devleti içerisinde sahip olduklari haklar sayesinde benliklerini muhafaza ettiklerini belirtmektedir.

 

Osmanli Devleti, Gülhane Hatt-i Hümayunu ile yapmayi vaadettigi islahatlari ilân etmis, ancak gayrimüslimler verilen yeni haklardan memnun kalmamislardir. Tanzimat ile gayrimüslimlere askerlik mükellefiyeti getirilmis, devlet memuriyetleriyle mülki ve askeri mekteplere girmelerine izin verilmistir. Buna dayanarak Ermeniler 1863'de yürürlüge giren 99 maddeden olusan Ermeni Milleti Artin Dadyan Pasa (1880 - 1887)

Osmanli Devleti'ndeki diger gayrimüslim azinliklar gibi Ermeniler de her zaman birinci sinif vatandas muamelesi görmüsler, askere gitmedikleri gibi, özellikle ticari hayatta kilit noktalari ellerine geçirmek suretiyle, toplum içinde ön plana geçmisler, zengin olmuslardir.

 

Osmanli Devleti'ne sadakatleri, Türk adetlerini benimsemeleri, hatta iyi Türkçe konusmalari, Ermenilerin devlete ait resmi veya özel islere atanmalarina sebep olmustur. Bu bakimdan XVI.yüzyilda Ermeni asilli Mehmet Pasa gibi vezirlik rütbesine kadar yükselen devlet adamlari, XVIII.yüzyilda Divrikli Düzyan soyundan saray kuyumculari ve sonradan Darphane nazirlari, Sasyan ailesinden saray hekimleri, XIX.yüzyilda Bezciyan ailesinden Darphane nazirlari, Dadyan ailesinden Baruthane nazirlari görülür. XIX.yüzyilda ve Abdülhamit devrinde ve sonrasinda ise Ermeni hariciyeciler, nazirlar bulunmaktadir. Ayrica birçok Ermeni de Osmanli devlet adamlarina danismanlik etmistir.

 

Dr. Hüsamettin YILDIRIM Tarihçi

 

 ERMENI TALEPLERI VE PROPAGANDASI

 

Ermenilerin ülkemizden talepleri, sözde Ermeni katliaminin ya da soykiriminin taninmasi, buna karsilik tazminat ödenmesi ve toprak verilmesi olarak özetlenebilir. Bu talepler baslica su iddialara dayandirilmaktadir; -Türkler Ermenistan'i isgal ederek Ermenilerin topraklarini ellerinden almislardir. -Türkler 1877-78 savasindan itibaren Ermenileri sistemli olarak katliama tabi tutmuslardir; -Türkler 1915 yilindan itibaren Ermenileri planli sekilde soykirima tabi tutmuslardir; -Talat Pasa'nin Ermenilerin soykirima tabi tutulmasi konusunda gizli emirleri vardir; -Soykirimda hayatlarini kaybeden Ermenilerin sayisi 1,5 milyondur; Bu iddialarin hepsi de objektif bir inceleme karsisinda dayanaksiz kalmaktadir. Söyle ki, -Türklerin Anadolu’ya ilk ayak bastiklarinda bagimsiz bir Ermenistan devletinin mevcut olmadigi, dolayisiyla da Ermenilerin topraklarinin ellerinden alinmasi gibi bir durumun söz konusu olamayacagi açiktir. -1877-78 Osmanli-Rus Savasi'ndan sonra Ermenilerin çikarttiklari isyanlara ve giristikleri katliama da yukarida yer verilmistir. Ermenilerin bu tutumunun Bati dünyasindaki propagandalarina bir zemin hazirlamak amaciyla benimsenmis bulundugu da artik açikliga kavusmus bulunmaktadir. -1915 yilindaki olaylarin kendisini arkadan vuran Ermenilere karsi Osmanli Hükümeti'nin uygulamaya koydugu bir tehcir isleminden ibaret olduguna da keza daha önce isaret edilmistir. Kaldi ki "soykirim" kavraminin bu husustaki Birlesmis Milletler Sözlesmesi'ndeki tanimlamasina göre, soykirim suçunun olusmasi için bir hükümetin bir irki ortadan kaldirmak yönünde bir niyetinin bulunmasi sarti aranmaktadir. Oysa, Osmanli Hükümeti'nin Ermeni irkini ortadan kaldirmak gibi bir niyetinin bulundugunu gösteren hiçbir isaret olmamasi bir yana, tam tersine tehcire tabi Ermenilerin güvenlik ve refahinin eksiksiz olarak saglanmasina yönelik hükümet emirlerinin varligina yukarida isaret edilmistir. Öte yandan, Osmanli arsivlerinin önemli bir bölümü tarihçilerin incelemesine açilmis bulunmakta ve tasnif yapildikça peyderpey açilmaya devam etmektedir. Bu belgelerin incelenmesi de Ermeni iddialarinin asilsizligini teyiden ortaya koyacaktir. -Talat Pasa'nin Ermenilerin soykirima tabi tutulmasi yolunda gizli emirleri bulunduguna iliskin olarak ilk kez Andonyan adli Ermeni tarafindan ileri sürülen ve yillar boyunca Ermeni iddialarinin geçerliliginin temel kaniti addedilen "belgeler" in tümüyle bir sahtecilik eseri oldugu, son olarak iki Türk tarihçi tarafindan yapilan incelemeler sonucunda hiçbir kusku veya tereddüde yer birakmayacak sekilde ortaya konmustur. -Bu telgraflar daha önce 1919'da Ingiltere'de Daily Telegraph gazetesinde nesredilmistir. General Allenby kuvvetlerinin Halep ve civarini öngörülenden daha kisa sürede isgal etmeleri üzerine Osmanlilarin bütün belgeleri imha edemediklerine ve bu telgraflarin Allenby'nin eline geçtigine inanilmaktadir, Ingiliz Disisleri bu iddia üzerine durumu isgal komutanligindan sormustur. Sonunda bu belgelerin Allenby kuvvetlerince ortaya çikarilmadigi ve Paris'te bir Ermeni grubu tarafindan ileri sürüldügü anlasilmistir. Buna ait doküman Ingiliz devlet arsivlerinde mevcuttur. Talat Pasa'nin katili Tehliryan'in Berlin'deki muhakemesi sirasinda da bu telgraflar ortaya atilmis ve bilirkisi heyetince bes tanesi gerçek olarak kabul edilmis ve mahkemede muamele görmüstür. Oysa, telgraflarin yazilis ve kaleme alinis sekli, yazildiklari kagitlar, bunlarin Osmanli belgeleri olmadigini göstermekte ve yukarida da belirtildigi üzere sahtecilik eseri olduklari kanitlanmis durumdadir. Ölen Ermenilerin sayisinin 1,5 milyon oldugu iddiasi da hiçbir geçerli temele dayanmamaktadir. Söyle ki, dönemin birçok yabanci kaynakçada dogrulanan Osmanli nüfus rakamlarina göre tüm Osmanli Imparatorlugu içindeki Ermenilerin sayisi 1,3 milyon civarindadir. Toplam nüfuslari l ,3 milyon olan bir toplulugun 1.5 milyon ölü vermesi mümkün olamaz. Ölen Ermenilerin sayisinin kesin olarak hesaplanmasini saglayacak bir belge ya da yöntem bulunmamaktadir. Örnegin, Lozan Baris Konferansi'na katilan Ermeni heyeti baskani Bogos Nubar o tarihte Türkive'de toplam 280,000 Ermeni bulundugunu, 700,000 Ermeninin ise baska ülkelere göç ettigini belirtmistir. Bu rakamlar dogru ise toplam Ermeni nüfusu 1,3 milyon olduguna göre, Ermeni kaybi 300,000 dolaylarinda kalmaktadir. Bu rakama çete harekatinda veya Rus kuvvetleri saflarinda yer alarak ölenler de dahildir. Ayrica bu kayiplarin on misline ulasan yaklasik 3 milyon Müslüman'in da ayni dönemde hayatlarini kaybettikleri unutulmamalidir. Encyclopedia Britannica'nin 1918 baskisinda, ölen Ermenilerin sayisinin 600.000 oldugu kayitlidir. Ayni ansiklopedinin 1968 baskisi ise bu sayiyi 1,5 milyon olarak verir. Ölenlerin sayisi kagit üzerinde artmaktadir. Savas sonrasinda Istanbul'da Nemrut Mustafa Pasa diye bilinen Mustafa Pasa Divan-i Harbi kurulmustur. Enver, Talat ve Cemal Pasalar ile Dr. Nazim kaçmis olduklari için diger geri kalanlar tutuklanmistir. Tutuklanmasi istenenlerin listesi Ingilizlerce verilmistir. Dört grup insan tutuklanmistir. 1. Savasta Ermeni ve Rumlara karsi gayri insani tatbikatta bulunanlar, 2. Savas kaidelerine riayet etmeyenler. 3. Mütareke sartlarina riayet etmeyenler, 4.Kafkasya'daki kuvvetlerden Müttefiklerin emirlerine uymayanlar (Bunlar Azerbaycan Türkleridir. ) Tutuklananlarin önce Istanbul'da yargilanmalari istenmistir. Ancak isgal kuvvetleri istediklerini bulamayinca tutuklananlari Malta'ya götürmüslerdir. Bunlarin büyük çogunlugu münhasiran Ermeni soykirimindan yargilanacaktir. Ingilizler delil arastirmasina girismisler ve bu bir yildan fazla sürmüstür. Tutuklamalar ihbar üzerine gerçeklestirilmistir; ihbar mektuplari da dosyalara mevcuttur. Ingiliz Hükümeti Ingiliz Kraliyet Savciligi'ndan bu kisiler hakkinda dava açilip açilamayacagini sormus; savcilik "Mahkum edilmelerini mümkün kilacak deliller yoktur." cevabini vermistir. Ingiltere bununla da yetinmemis ve Washington'daki Büyükelçiliginden Amerikan arsivlerinde deliller aramasini istemistir. Büyükelçilik tek bir belge bulunmadigini telgrafla bildirmistir. Bugün soykirimi ispat için ileri sürülen Andonian'in kitabindaki telgraflar o zaman Ingilizlerin elindeydi. Bunlar gerçek olsaydi Ingilizler bunlari mutlaka kullanir tutuklananlari muhakeme ve mahkum ederlerdi. Lloyd George Hükümeti gibi Türkiye aleyhtari ve Türkiye aleyhine elinden gelecek her seyi yapacak bir hükümet bunu yapmadiysa ispat edilecek hiçbir husus olmadigi için yapmamistir. Tehcirde, Armenian Relief Society adli kurulusun çalismasina, Ermenilere yardim etmesine, Amerika'dan gelen yardimlarin dagitilmasina izin verilmistir. Yani Osmanli Hükümeti bir yandan Ermenileri imha kararini almis, diger yandan yabancilari çagirarak "Siz de gelin ve katliami seyredin" mi demistir? Bunun mantikla hiç bir ilgisi yoktur. Dolayisiyla, ispat edilmemis bir soykirimin, kâbulünün de söz konusu olamayacagi açiktir. Bugün devlet arsivlerinde bulunan birçok belge , sözde Ermeni soykirimini degil, Anadolu halkina uygulanan Ermeni mezalimini ortaya koymaktadir. Bir sonraki bölümdeki tablo bu konudaki çarpici gerçekleri yansitmaktadir

 

ERMENI SORUNU'NUN ORTAYA ÇIKISI

 

Osmanli Imparatorlugu'nun çöküntü dönemine girmesini takiben Rusya, Ingiltere, Fransa ve Avusturya-Macaristan Imparatorlugu'nun tesvikiyle, imparatorlugu olusturan milletler birbiri ardina bagimsizlik mücadelesine girismisler ve bunda basari saglamislardir. Bu gelismeler Ermeniler için de örnek teskil etmis, onlar da Osmanlilari parçalamak isteyenlerin maddi ve manevi destegiyle yer yer ayaklanmalar baslatmislardir.

 

Böylece, 19. yüzyilin ikinci yarisindan itibaren bir "Ermeni sorunu"ndan söz edilir olmustur. Bu dönemde dünya güç dengesinde giderek daha önemli bir devlet olarak ortaya çikan Çarlik Rusya'si Osmanli Devleti topraklarini bir dogal yayilma alani olarak kabul etmekte ve Osmanlilarin sirtindan güneyde sicak denizlere açilma hedefini gütmektedir. Bu hedefe ulasmak için kullandigi baslica araçlari savaslarin yani sira, Osmanli yönetimi altindaki Hristiyan toplumlarin hamisi rolünü oynamaktir. Diger taraftan dönemin diger iki baslica gücü olan Ingiltere ve Fransa da Osmanli Ermenilerini Protestanlik ve Katoliklige kazandirmak amacindadir ve bu amaçlar baglaminda, Istanbul'da 1830'da Ermeni Katolik, 1847'de Ermeni Protestan kiliselerini kurdurmuslardir. Rusya, Ingiltere ve Fransa'nin Osmanli Ermenilerine ve diger Hristiyan toplumlara gösterdikleri bu ilginin gerisinde esas itibariyle azinliklari himaye görüntüsü altinda Osmanli Devleti'nin içislerine müdahale edebilmekimparatorluguparçalamak amaci yatmaktadir Boghos Nubar tarafindan Fransa Disisleri Bakani'na gönderilen mektubun kopyasi. (Ilk sayfa tam olarak, ikinci sayfada ise selamlar ve Boghos Nubar'in imzasi görülmektedir).Ermenilere bu güçlerce Dogu Anadolu'da bir Ermenistan devletinin kurulmasi vaad edilmistir. Halbuki söz konusu dönemde bu bölgedeki Ermeni nüfusu bölge genel nüfusu içinde ancak %15 oraninda bir yer isgal etmektedir. Örnegin, en kalabalik olduklari Bitlis'de bile nüfusun 1/3 ünü dahi teskil edememektedirler.21 Temmuz 1915. Sultan Abdülhamid'e yapilan suikast girisimi"Ermeni sorunu" için bir baslangiç noktasi bulmak gerekirse, bu 1877-78 Osmanli-Rus Savasi'ni izleyen Ayastefanos Anlasmasi ve Berlin Konferansi'dir.

 

 

 

 

 

 

 

 

ATATÜRK'ÜN SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI İLE İLGİLİ KONUŞMALARI

 

 

 

 

 

"Memleketin hangi kıtasında katliam yapılmıştır?"

 

 

 

"İngiliz siyasi temsilcisi Londra'daki Hariciye Nezareti tarafından hükümetimize bir tebliğde bulundu ve dedi ki: Yunanlılar da dahil olmak üzere İtilaf kuvvetlerine karşı başlamış olan harek‰tı tatil ediniz, ikincisi Türkiye'de Ermenilere karşı icra edilmekte bulunan katliamdan vazgeçiniz! İşte bu iki şeyi yaptığınız halde İstanbul size terk olunacaktır. Fakat bu iki harekette bulunmadığınız takdirde barış şartları fevkalade fena olacaktır.

 

 

 

GERÇEKTEN UZAK TEKLİF

 

 

 

"Efendiler! Bu teklif bittabi pek hainane ve samimi olmayan bir teklif idi. Çünkü her iki teklif de hakikatte gayri varit idi. Birincisi, Yunanlıların da dahil olduğu İtilaf hükümetlerine karşı hareket etmemek; taarruz etmemek, tecavüz etmemek, zaten böyle bir şey vaki değildi. Gerçi Yunan cephesinde, İzmir cephesinde, silahıyla mevki almış birtakım kuvvetler, millet kuvvetleri vardı. Fakat bu, devlet kuvveti, hükümet kuvveti, ordu kuvveti değildi. Belki Yunanlıların Mütarekename hükümlerine aykırı, insaniyete, bütün faziletlere aykırı olarak vuku bulmuş olan facialara karşı devlet vasıtalarıyla korunmaktan mahrum olan milletimiz, kendiliğinden namusunu, şerefini muhafaza ve müdafaa edebilmek için silaha sarılmak mecburiyetinde kalmış idi. İtilaf devletleri bu masum İslam ahalinin vücutlarının korunmasından bahsetmemişlerdi. Belki onların mevcudiyetlerine taarruz eden kuvvetin önüne set çekmemek lüzumundan bahsedilmişti. Diğer taraflarda dahi İtilaf devletlerinden hiçbirine taarruz vuku bulmakta değil idi. Dolayısıyla bu teklif asıl mahiyeti itibariyle hakikatten uzaktı. Hükümet mevkiinde olan bir hükümet bittabi bu teklifi yapabilecek kuvvete, kudrete, selahiyete sahip bulunmuyordu. Bu meselenin yegane ve en kati çözüm şekli, İtilaf devletleri tarafından Yunanlılara, İslamiyet hayatına ve milletin şeref ve namusuna taarruz edilmemeyi temin ettirmekten ibaretti. İkinci teklif ki, memleket dahilinde katliam yapılmaması. Ermenilere karşı bu, gayri varit idi. Memleketimiz hepimizce malumdur. Hangi kıtasında Ermenilere karşı katliam yapılmıştır veya yapılmaktadır? Harbi Umumi'nin başlangıç safhalarından bahsetmek istemem ve zaten İtilaf devletlerinin de bahsettikleri, bittabi maziye ait alçaklıklar değildir. Bugün memleketimizde bu gibi faciaların icra edildiğini iddia ederek bundan vazgeçmenizi talep ediyorlardı. Şüphe yok, Ali Rıza Paşa kabinesinin bu teklifler karşısında cevap vermiş olacağını kabul ediyoruz. Ancak yine Ali Rıza Paşa kabinesine mensup olan nazırlar kendi mensuplarına, kendi memurlarına, kendi astlarına İngilizlerin latif olan vaadini başa alarak iki teklifini tamim etmiş ve neticede bunlardan vazgeçilmesini tamim etmiş idi. Bu muamele hiç şüphesiz ki iyi niyetli değildir; fakat muamelenin yapılma tarzını bilememekten ileri gelmiştir. Elbette hükümet ricalinin yaptığı bu tamimler ise düşmanlarca malum olmuştur. Bunu tamim etmiş olmak bittabi teklifin hakikatini kabul etmek değildi. Bu kadar uysal harekata göre İngilizler memnun edilmemiştir. Biraz sonra Ali Rıza Paşa kabinesine Yunanlılar karşısında bulunan kuvvetlerin geriye çekilmesi talebi vuku bulmuştur. Hepinizce malum (Milen) hattına çekilmek meselesi... Artık Ali Rıza Paşa böyle bir teklifi uygulanamaz gördüğünden ve belki başka sebeplerden dolayı bu tecavüzü lüzumu gibi ortaya çıkararak mevkiini terk etti. İstifa etti.

 

 

 

SU KATILMAMIŞ YALAN

 

 

 

"İşte menfaatlerini, türlü türlü baskılar ile bütün harici âlemi aleyhimizde tahrik eylemekte gören bazı mahfiller ve unsurlar lehimize gelişmeye başlayan bu cereyanı temelinden yıkmak ve bütün harici âlemin milletimiz lehine fikrini düzeltmesine meydan vermemek için külliyen su katılmamış yalan olan en son Ermeni katliamı düzmecesini tertip ve ilan eylediler. Ve zaten pek sınırlı ve basit olan tekzip vasıtalarımızı, gazetelerimizi de katilane bir sansüre tabi tutarak hiçbir vasıta ile cihan medeniyetine karşı haklarımızı müdafaa etmemize müsaade eylemediler ve bu suretle insanlık hukukunun mukaddes esaslarından bulunan nefsi müdafaa hakkından da milletimizi külliyen mahrum ederek cihanın fikir ve eğilimlerini, harap memleketimiz ve mazlum milletimiz aleyhinde yeniden pek müthiş ithamlar ile zehirlediler.

 

 

 

ERMENİ AHALİNİN SELAMETİ

 

 

 

"Anadolu'da sakin Ermenilerin ve Rumların hükümet emirlerine ve milli emellere muhalefetleri vuku bulmadıkça her türlü tecavüzden korunmuş ve tamamen mesut ve müreffeh bir hayata mazhariyetleri öteden beri kabul edilmiş bir esas idi. Kilikya ve havalisinde ve doğu sınırımız haricindeki resmi ve gayri resmi Ermeni kuvvetlerinin dindaş ve ırkdaşlarımıza karşı vuku bulan cinayetkârane tecavüzleri karşısında dahi memleketimizde yaşayan sakin Ermenilerin her türlü taarruzdan korunmalarını temin eylemeyi pek mühim bir medeni vazife kabul eyledik ve Anadolu'nun harici ‰lem ile temasının kesik olduğu bu günlerde yüksek vatani menfaatleri hedefleyen tedbirler arasında Ermeni ahalinin selametini muhafaza lüzumunu bütün makamlara bildirdik.

 

 

 

ENTRİKACI AVRUPA

 

 

 

"İşte İstanbul'un yabancı işgalinden bugüne kadar geçen ıstıraplı günlerimiz esnasında hiçbir yabancı devletin fiili himayesine mazhar olmayan Anadolu Ermenilerinden hiçbir ferdin, hatta en basit bir surette tecavüze uğramaması, bize her vesile ile cinayet isnat eden ve medeni hassasiyetleri tekeli altına alan entrikacı Avrupa'nın yüzlerini kızartacak ve milletimizin yaratılıştan donanmış olduğu insani âdetlerin yücelik derecesini ispat edecek pek mühim bir noktadır."(1)

 

 

 

BURAYA ERMENİ MESELESİ KONUŞMAYA GELMEDİK

 

 

 

"Alsas'ta bir gece Vali'nin evine davet edildik. Güzel, geniş bir salondayız; Vahdettin, Vali ile bir masada oturuyor ve konuşuyor gibiydi. Ben salondakileri inceleyerek geziniyordum. Bir aralık Vahdettin beni bulunduğu masaya davet etti, gittim. Vali, Vahdettin'e bir soru sormuş. Vahdettin bazı cevaplar vermiş, fakat verdiği cevapları benim tarafımdan teyit ettirmeye lüzum görerek demiş ki:

 

 

 

-         Cephelerde bulunmuş, memleketi tanıyan bir kumandan yanımdadır; isterseniz onu da dinleyiniz.

 

 

 

Veliahda söz konusu meselenin ne olduğunu sordum:

 

 

 

-         Ermeniler! dedi.

 

 

 

Alman Valisi, Ermenilerin çok iyi niyet sahibi olduğundan, Türklerin Ermenilere karşı feci tecavüzlerde bulunduğundan, fakat Ermenilerin bu tarzda harekete müstahak olmadığından bahsetmiş. Misafiri olduğumuz dost ve müttefik Almanya milletinin yüksek bir valisinin, müstakbel Türkiye padişahı ile ve kemali ciddiyetle bu konu üzerine konuştuğunu anladığım zaman hayrette kaldım. Naci Paşa, Vahdettin ağzından:

 

 

 

-         Bu kumandan temas ettiğiniz meseleyi iyi bilir, sizi aydınlatacak cevaplar verecektir, dedi.

 

 

 

Vali'ye dedim ki:

 

 

 

-         Türkiye'nin veliahdı ile Almanya'nın, mutena bir bölgede kıymetli olduğuna şüphe etmediğim bir valisinin bulabildiği konuşma zemini beni hayrete düşürdü. Evvela sizden şunu anlamak istiyorum: Müttefikiniz olan ve bu ittifak uğrunda maddi manevi tekmil mevcudiyetini mahveden Türkiye'ye karşı, tarihin bilmem hangi devrinde mevcut olduğunu iddia eden ve bu mevcudiyeti ihya etmek için dünyayı aldatmaya çalışan Ermeniler lehine konuşmak fikri size nereden geliyor?

 

 

 

Bize dair pek eksik bilgi sahibi olduğunu anladığım ve bütün fedakârlıklarımıza karşılık, hâlâ Türkiye topraklarında bir Ermeni hakkı olabileceği zehabında bulunan bu Vali ile alay edercesine konuşmaktan kendimi alamamıştım. Muhatabım, derhal, bütün söylediklerinin en nihayet işittikleri olduğundan ve dava sahibi olmaktan uzak bulunduğundan bahsederek beni tatmine kalkıştı. Konuşmayı bitirmek için kendisine:

 

 

 

-         Vali hazretleri, dedim, biz cepheler dolaşan bir heyetiz; buraya Ermeni meselesi konuşmak için değil, fakat müttefikimiz olan ve kendisine dayanmakta olduğumuz Alman ordusunun hakiki vaziyetini anlamaya geldik; onu anladık, kâfi bir vukuf ile memleketimize dönüyoruz." (2)

 

 

 

(1)   24 Nisan 1920, Mütareke'den Meclis'in açılmasına kadar geçen zaman zarfında cereyan eden siyasi olaylar hakkında. TBMM Zabıt Ceridesi, cilt 1. sf 8-30.

 

(2)  Büyük Gazi'nin Hatırat Sahifeleri, Atatürk'ün Bütün Eserleri cilt 3, sh. 17-77.

 

 

 

 

 

 

 

 

1906-1922 YILLARI ARASINDA ANADOLU'DA VE KAFKASLAR'DA ERMENİLER TARAFINDAN TÜRKLER'E UYGULANAN SOYKIRIMA AİT CETVEL

Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı tarafından yayınlanan "Arşiv Belgelerine Göre Kafkaslar'da ve Anadolu'da Ermeni Mezalimi I-II-III-IV" isimli eserde bulunan belgelerdeki veriler esas alınmıştır.

Cilt ve Belge No

Tarih

Yer

Olayın Muhtevası

Ölü Sayısı

 

1.Cilt 2.Belge

21.02.14

Kars, Ardahan

Ermeniler tarafından telef edilen erkeklerin sayısı

30000

 

01. Mrz

08.05.16

Pasinler

Sevk sırasında ölenlerin sayısı

2000

 

01. Mrz

08.05.16

Tercan

Köylere Ermeni saldırısı sonucu ölenlerin sayısı

563

 

01. Mrz

08.05.16

Van, Tatvan

Tatvan iskelesinde yapılan saldırıda ölenler

1600

 

01. Mrz

09.05.15

Bitlis

Hudud köylerine taarruz sırasında ölenler

40000

 

01. Mrz

08.05.16

Bitlis

Kaçmaya çalışanlardan ölenler

10000

 

01. Mrz

09.05.15

Bitlis

Çeşitli köylerde ahalinin katli sonucu ölenler

123

 

01. Apr

1915

Van

Çeşitli köylerde ahalinin katli sonucu ölenler

44

 

01. Apr

22.05.16

Van

Dir nahiyesinde boğazlanarak öldürülen sübyanlar

1000

 

01. Apr

22.05.16

Köprüköy, Van

Tamamen yok edilen Köprüköy'de ölenler

200

 

01. Apr

22.05.16

Van

Rus ve Ermenilerin yaptıkları katliamda ölenler

15000

 

01. Apr

22.05.16

Van

Şamran mahallesinde katledilen erkekler

8

 

01. Apr

22.05.16

Van

Yemekten zehirlenerek ölen Müslümanlar

8000

 

01. Apr

22.05.16

Van

Hoşab'da telef edilen nüfus

80000

 

01. Apr

22.05.16

Van

Ergel  ve Atyan'da halkın imhası sonucu ölenler

15000

 

01. Mai

23.05.16

Of

Taarruz edilerek öldürülen kadınlar

5

 

01. Jun

23.05.16

Trabzon

Bazı köylede yapılan katliamlarda öldürülenler

2086

 

01. Jun

23.05.16

Van

Seyl köyünde öldürülen Museviler

300

 

01. Jun

11.05.16

Van

Van ve köylerinde yapılan katliamlarda öldürülenler

44233

 

01. Jun

11.05.16

Malazgirt

Malazgirt ve köylerindeki baskında öldürülenler

20000

 

01. Jul

11.06.16

Bitlis

İşgal sırasında yapılan zulümde öldürülenler

12

 

01. Aug

01.04.16

Van, Reşadiye

Aşnak karyesinde yapılan zulümde ölenler

15

 

01. Sep

1916-6

Van, Abbasağa

Abbasağa köyündeki işkence

14

 

01. Sep

1916-6

Edremid, Vastan

Edremid'de yapılan kırımda ölenler

15000

 

01. Okt

1915-4

Bitlis

Savur köyünde ahaliye yapılan zulümde ölenler

29

 

01. Okt

1915-4

Muradiye

Abaağa köyü halkının katli sırasında ölenler

10000

 

01. Nov

1915-5

Van

Hasanan aşiretinden zayi olanların sayısı

20000

 

01. Nov

1915-2

Haskay

Ermeni çeteleriyle çarpışmada ölenler

200

 

01. Nov

1915-2

Dutak

Köye saldırı sırasında ölenler

3

 

01. Dez

1915-4

Van

Köylere baskında öldürülenler

120

 

01. Dez

1915

Van

Bazı köy ahalisinden öldürülenler.

150

 

01. Nov

1915

Bitlis

Rus, Ermeni ve Kazak saldırısında öldürülenler

16000

 

01. Nov

1916-5

Muş

Köylere saldırıda öldürülenler

500

 

01. Dez

25.05.16

Bayezid

Bayezid'de imha edilenlerin sayısı

14000

 

Jan 13

1915

Muş

Ermeni çeteleri tarafından katledilen muhacirler

800

 

Jan 13

1915-8

Müküs

Tahliye esnasında katledilen ahali sayısı

126

 

Jan 13

07.06.16

Müküs Şeyhan

Katledilen nüfusun sayısı

121

 

Jan 13

1915-7

Muş Akçan

Kuyuda bulunan cestlerin sayısı

19

 

Jan 13

1329

Muş

Anak manastırı önünde şehit edilenlerin sayısı

10

 

Jan 14

1915

Bitlis Hazan

Uçum nahiyesi köylerinde yapılan katliamda ölenler

113

 

Jan 15

1915

Van

Köylerde yapılan katliamda öldürülenler

5200

 

Jan 16

14.08.16

Bitlis

Köylerde yapılan katliamda ölenler

311

 

Jan 19

06.06.16

Şatak Serir

Köye saldırıda ölenler

45

 

Jan 19

06.06.16

Şatak

Ermeni saldırısında ölenler

1150

 

Jan 23

15.01.16

Terme

Ermeni eşkiyasının saldırısında ölenler

9

 

02. Feb

25.01.19

Kars

Katledilen milletvekili sayısı

9

 

02. Mrz

21.01.19

Kilis

Devriye gezerken katledilen Osmanlı askerleri

2

 

02. Apr

26.02.19

Adana, Pozantı

Ahaliden katledilenlerin sayısı

4

 

02. Mai

18.05.19

Osmaniye

Zor Telgraf Müdürü'nün katli

1

 

02. Jul

13.06.19

Pasinler

Isısar karyesi civarında katledilenlerin sayısı

3

 

02. Okt

03.06.19

Iğdır

Abbaskulu aşiretinin köylerine saldırıda ölenler

8

 

02. Nov

07.07.19

Kars, Göle

Ermeniler tarafından katledilenler

9

 

02. Dez

09.07.19

Kağızman

Ermenilerle çarpışma sırasında ölenler

6

 

Feb 13

09.07.19

Kurudere

Kurudere'ye saldırı sırasında ölenler

8

 

Feb 16

08.07.19

Mescidli

Ermeni saldırısı sırasında ölenler

4

 

Feb 16

08.07.19

Gülyantepe

Ermeni saldırısı sırasında ölenler

10

 

Feb 22

11.07.19

Mescidli

Köylere taarruz sırasında ölenler

20

 

Feb 26

19.07.19

Bulaklı

Köylere taarruz sırasında ölenler

2

 

Feb 31

24.07.19

Kars, Kağızman

Şura reisine ve ailesine yapılan saldırıda ölenler

9

 

Feb 36

1919-7

Sarıkamış

Antranik çetesinin köylere saldırısında ölenler

803

 

Feb 37

1919-7

Sarıkamış

Ricat sırasında Ermeniler tarafından öldürülenler

695

 

Feb 38

1919-8

Muhtelif köyler

Köylere yapılan Ermeni saldırılarında öldürülenler

2502

 

03. Jan

05.07.19

Kağızman

İşkence ile öldürülenler

4

 

03. Jan

1919

Tiknis, Ağadeve

İşkence ve tecavüz ile öldürülenler

5

 

03. Jan

19.07.19

Pasinler

Köy basılarak öldürülenler

2

 

03. Jan

1919

Nahçıvan

Bir çok köy basılmak suretiyle öldürülenler

4000

 

03. Jun

1919-7

Kurudere

Baskınla katliam sırasında öldürülenler

8

 

03. Jun

04.07.19

Akçakale

Köy basılarak öldürülenler

180

 

03. Jun

1919

Sarıkamış

İmha ve idam ile öldürülenler

9

 

03. Jul

15.08.19

Erzurum

Çaşitli şekilde yapılan işkencelerle öldürülenler

153

 

03. Jul

15.08.19

Erzurum

Yakılarak, boğularak öldürülenler

426

 

Mrz 14

1919-9

Allahüekber

Taarruz ve yağma ile öldürülenler

3

 

Mrz 16

14.09.19

Sarıkamış

Çatışma sırasında öldürülenler

2

 

Mrz 18

11.11.19

Maraş

Sokak çatışması sırasında öldürülenler

2

 

Mrz 19

1919-11

Adana

Trenden atılarak öldürülenler

4

 

Mrz 19

06.11.19

Ulukışla

Gözleri oyularak öldürülenler

7

 

Mrz 22

07.12.19

Adana

Çatışma sırasında öldürülenler

4

 

Mrz 26

22.01.20

Antep

Saldırı ile öldürülenler

1

 

Mrz 27

1919-9

Ünye

İşkence ile öldürülenler

12

 

Mrz 28

28.02.20

Pozantı

Esir Türk askerlerine baskın sırasında öldürülenler

40

 

Mrz 29

10.02.20

Çıldır

Makinalı tüfek ile öldürülenler

100

 

Mrz 32

09.03.20

Zaruşat

Kurşuna dizilerek öldürülenler

400

 

Mrz 33

02.02.20

Şuregel

Kaçarken tipiden ölenler ve katledilerek öldürülenler

1350

 

Mrz 35

1338-3

Maraş

Bomba, süngü ile öldürülenler

4

 

Mrz 36

22.03.20

Şüregel, Zaruşat

Çeşitli şekillerde öldürülenler

2000

 

Mrz 37

1920-3-39

Zaruşat

Süngü ve baltalarla öldürülenler

120

 

Mrz 37

16.03.20

Kağızman

Çeşitli şekillerde katledilerek öldürülenler

720

 

Mrz 39

06.04.20

Gümrü

Trenden indirilerek kurşun ile öldürülenler

500

 

Mrz 40

28.04.20

Kars

Silahla öldürülenler

2

 

Mrz 41

05.05.20

Kars

İşkence, silahlı saldırı, bombalama ile öldürülenler

1774

 

Mrz 46

22.05.20

Kars

Baskınla katledilerek öldürülenler

10

 

Mrz 47

02.07.20

Kars, Erzurum

Baskın ile, hicret edenlere saldırılarak öldürülenler

408

 

Mrz 47

02.07.20

Zengibasar

Kaçarken suya atılarak öldürülenler

1500

 

Mrz 49

27.07.20

Erzurum

Baskın yoluyla öldürülenler

69

 

Mrz 50

01.02.20

Zaruşat

Katliam ve suda boğularak öldürülenler

2150

 

Mrz 50

1920-5

Kars, Erzurum

Çeşitli şekillerde katledilerek öldürülenler

27

 

Mrz 50

1920-8

Oltu

Muhacirlere yapılan katliam sonucu öldürülenler

650

 

Mrz 50

1920-8

Kars, Erzurum

Ağaca bağlanıp boğularak öldürülenler

18

 

Mrz 51

15.10.20

Bayburt

99 köyde yapılan katliam neticesinde öldürülenler

1387

 

Mrz 52

20.10.20

Göle

Köylerde katliam sonucu öldürülenler

100

 

Mrz 53

17.10.20

Pasinler

30 köyde yapılan katliam sonunda öldürülenler

9287

 

Mrz 54

18.10.20

Tortum

64 köyde katliam sonucu öldürülenler

3700

 

Mrz 55

19.10.20

Erzurum

Muhtelif mahallelerde katliam sonucu öldürülenler

8439

 

04. Feb

26.10.20

Kars civarı

Değişik işkencelerle öldürülenler

10693

 

04. Mrz

28.10.20

Aşkale

Köylerde yapılan katliam sonucu öldürülenler

889

 

04. Apr

06.01.19

Zaruşat

Top saldırısı ve işkence ile öldürülenler

86

 

04. Mai

01.12.20

Kosor

Köylerde katliam sonucu öldürülenler

69

 

04. Jun

03.12.20

Göle

Sügülerle ve bomba ile öldürülenler

508

 

04. Jul

04.12.20

Kosor

Köylerde katliam sonucu öldürülenler

122

 

04. Sep

04.12.20

Kars, Zeytun

Yakılarak ve çeşitli şekillerde öldürülenler

28

 

04. Okt

04.12.20

Sarıkamış

13 köyde katliam sonucu öldürülenler

1975

 

04. Dez

06.12.20

Göle

Köylerde katliam neticesi öldürülenler

194

 

Apr 14

07.12.20

Kars, Digor

Çeşitli köylerde yapılan katliamlarda öldürülenler

14620

 

Apr 16

14.12.20

Sarıkamış

18 köyde yapılan katliam sonucu öldürülenler

5337

 

Apr 17

1920

Göle

Kadın ve çocuklara saldırı sonucu öldürülenler

600

 

Apr 17

1920

Kars

Köylerde katliam sonucu öldürülenler

3945

 

Apr 18

1920

Haramivartan

Köylerde katliam sonucu öldürülenler

138

 

Apr 19

1920

Nahçıvan

Açlık, hastalık, soğuktan ve katl ile ölenler

64408

 

Apr 20

29.11.20

Zaruşat

55 köyde katliam sonucu öldürülenler

1026

 

Apr 21

1921-2

Zengibasar

Kurşunlanarak öldürülenler

18

 

Apr 23

1920

Nahçıvan

Muhtelif köylerde katliam ile öldürülenler

5307

 

Apr 24

1920-2

Kars civarı

Birkaç köyde katliam sonucu öldürülenler

561

 

Apr 26

1920-12

Erivan

İşkence ile öldürülenler

192

 

Apr 27

1921

Karakilise

24 köyde felaket ve muhaceret yüzünden ölenler

6000

 

Apr 29

21.11.21

Pasinler

Kaza ahalisine yapılan katliam sonucu ölenler

53

 

Apr 29

21.11.21

Erzurum

39 köyde baskın yolu ile öldürülenler

1215

 

Apr 30

1918

Hınıs

Baskın yolu ile öldürülenler

870

 

Apr 31

1918

Tercan

Köylerde katliam sonucu öldürülenler

580

 

Apr 32

1921

Nahçıvan

Kaçırılmak, işkence ile öldürülenler

12

 

Apr 33

1921

Bayburt

İşkence ile öldürülenler

580

 

Apr 34

1921

Arpaçay

Muhacirlere saldırı sonucu öldürülenler

148

 

Dönem içinde Ermeniler tarafından katledilen Türk'lerin toplam sayısı

 

 

 

517,955

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

VAN - ZEVE TOPLU MEZAR KAZISI

 

ÖN RAPORU

 

Dr. Cevat BAŞARAN

 

Doğu Anadolu'da 1915 - 1918 yılları arasında meydana gelen insanlık dışı olayların gerçek yüzünü açıklayan toplu mezar kazılarından bir yenisi Van - Zeve'de gerçekleştirildi. Van'ın yaklaşık 18 km. kuzeybatısındaki Çitören Köyü (Harabe) yakınında, Ablangis Çayi (Mermit) kıyısında yer alan Zeve Şehitliği'ndeki toplu mezar kazılarına, programlandığı üzere 4 Nisan 1990 günü başlandı ve çalışmalar Yüzüncü Yıl Üniversitesi ile Van Müzesi'nin destekleriyle yürütüIdü. Çok sayıda yerli ve yabancı basın - yayın organının gözleri önünde sürdürüIen çalışmalar, Van Valisi Adnan Darendeliler, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nihat Bayşu, Ankara Üniversitesi'nden Prof. Dr. Azmi Süslü, Atatürk Üniversitesi'nden Prof. Dr. Enver Konukçu, Dr. Cevat Başaran, Hacettepe Üniversitesi'nden Prof. Dr. Metin Ozbek ve Prof. Dr. Ercüment Kuran, Gazi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Fahrettin KırzıoğIu, Marmara Üniversitesi'nden Prof. Dr. Cevdet Küçük ile Van Müzesi Müdürü Ersin Kavaklı tarafindan da yürütüldü, izlendi.

 

1915'deki Ermeni saldırıları sırasında yıkılıp bir harabe haIine gelen, yaklaşık 25 - 30 evlik Zeve (Zive - Zaviye) köyündeki kazı çalışmaları, olayların yaşayan görgü tanıklarından İbrahim Sargın'ın ifadeleri ve belgeler doğruItusunda, köyün güneybatı yamacında belirlenen yıkıntıda açılan 4 x 4 m.'lik açmada yürütüldü. Açmanın hemen kuzeyindeki yolun yakınında kazılan iki sondajda ise, köy evlerinden birine ait tandır ile, mutfakta kullanılan çok sayıda çanak - çömlek parçasına rastlandı.

 

İbrahim Sargın'ın çocukluk anıları arasında hatırlayabildiği kendi evleri ve samanIığına ait alanı kapsayan ilk açmada yoğunlaştırılan kazı çalışmalarında, üstteki 30 - 40 cm. kalınlıktaki yığıntı toprağının kaldırılmasından sonra topluca katledilmiş insan iskeletleriyle karşılaşıldı. Karışık olarak in - situ malzemeyle birlikte elegeçen iskeletlerin bazılarında kafataslarının kırık ve ezik; yer yer de çatlak ve yanık oldukları izlendi. İlk çalışma sonrasında toplam 12 iskelet ortaya çıkarıldı. İskeletler olasılıkla kadın ve küçük kız çocukları ile yaşlılara aitti. Kazıda çıkarılan ince saç örgüleri ve nazarlıklar, burada katledilenler arasinda küçük çocukların da bulunduğunu belgeler niteliktedir. Kazı sırasında elegeçen diğer buluntular arasında yoğun olarak paslı hançer ve kama yüzleri, uçları kırılmış paslı kürek yüzleri, çok sayıda Rus yapısı boş ve patlamamiş mermi ve kovanları ile bunlara ait mermi çekirdekieri, iç giysisi ve ipekli kumaş parçaları, üzeri Sultan Reşad tuğralı ve ay - yıldız motifli boncukları olan akik taşı gerdanlık, balmumuyla kaplanmış muska, paslı tel bilezik ve yüzük, üzerinde Sultan Reşad'ın tuğrası bulunan 1 adet gümüş "5 para" ve 2 adet bakır para, çok sayıda akik ve renkli sırça boncuk, çocuk nazarlıkları, değişik boyutlu ve renkli giysi düğmeleri ile 1 adet kemik tarak da bulunmaktadır. Kazı çalışmalarının ardından, çıkarılan buluntular Van Müzesi'ne aktarılmış, iskeletler ise, tekrar gömülmüştür.

 

Olayın görgü tanığı İbrahim Sargın'ın ifadeleri, tarihi belge ve kazı buluntularıyla da doğrulanan Zeve katliamı şu şekilde sahnelenmiştir: 1915 yılında Rusların desteğinde bölgeye giren Ermeni çeteciler, köyleri basıp, masum Türk ve müslüman halki, kadın - erkek, yaşlı - çocuk demeden acımasızca katletmeye başlarlar. Yakın çevredeki 7 köyden kaçan yakIaşık 2000 - 3000 kişilik halk Zeve'ye sığınırlar. Kısa bir direnmeden sonra Ermeniler bunları işkencelerle katlederler. Önce, değişik delici ve kesici aletlerle işkence yapılan ve çoğunluğu kadın ve çocuk olan bu savunmasız insanlar üzerine kurşun yağdırır. Ardından da her zaman sergilendiği biçimde, Oba, Alaca ve Yeşilyayla katliamlarında da tanık olunduğu gibi, bütün evler yakılır. Açıkta işkence edilerek öldürülenler ise, görgü tanığının ifadesine göre köydeki kuyulara ve Ablangis Çayı'na atılırlar. İleride yapılacak kazı ve araştırmaIar, bunları tüm ayrıntılarıyla ortaya koyacaktır.

 

Kazı sırasında ele geçen hançer, kama ve kesik kürek yüzleri ile demir çubuklar, buradaki insanların öldürülmeden önce aşırı işkencelere uğratıldığını gösterir bulgulardır. Kazı çaIışma1arında rastlanılan bir kafatasına batmış kürek yüzü, bunun bir başka belgesidir. Ortaya çıkarılan mermi kovanları ve çekirdekleri ise, evlere doldurulan insanların işkenceIer sonrasında kurşunlandığını açıklıkla göstermektedir. Kazı sırasında bulunan küçük bir çocuğa ait kalça kemiğine saplanmış mermi çekirdeği de bunun belgesidir. Bazı kafataslarında görülen yanık izleri de, katliamın bir yangınla örtbast edildiğini gösterir. Böylece yanan tavan hatılları bütün ağırlığıyla alttakilerin üzerine çökmüş, toprak dam, içeridekilere doğal bir mezar odası oImuştur.

 

Şimdiye kadar açılanların en büyüğü ve en korkuncu olan Zeve toplu mezarlığının bir "açık hava müzesi" haIine getirilmesiyle, gerçeklerin dünya kamuoyunun gözleri önüne serilmesinde, olayların tüm vahşetiyIe gösterilebilmesinde ve sözde "Ermeni katliami" nın ne derece doğru olduğunun anlatılmasında önemIi katkıları olacağı şüphesizdir.

 

Not: Bu makale, Turkses Web Sitesi'nden alınarak tercüme edilmiştir.